Ankara’da Bir Gün Daha Yaşamak

Buradasınız: ://Ankara’da Bir Gün Daha Yaşamak

Ankara’da Bir Gün Daha Yaşamak

Sinirlerin gerildiği, ölümün an meselesi olduğu, yaşamanın “hep kahır” ile süreceğinin düşünüldüğü Ankara’da bir öğrenciyim. Dün Kızılay’daki patlama sırasında orada değildim. Yarın Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ne tez danışmanımın yanına gideceğim. Bugün derneğe gitmek için yola koyulduğumda içimden “yaşamak görevdir bu yangın yerinde” diyordum. Yarın da aynı cümle ile yola çıkacağım ve eve sağ salim dönebilirsem iki kedime, başka şehirde yaşayan aileme ve arkadaşlarıma bir gün daha sağ olduğum için sarılacağım.

İnsanın en temel özgürlüğü yaşamak olduğu halde ülkemde yaşamak tesadüf ve bu tesadüf artık hiç güzel değil…

Yerin artık ayaklarımızın altında olmaması gibi bir duygu ile ne kadar sağ olsak da sağlıklı değiliz. Ne anlamı var şimdi yazmanın diyebilir biri ama ben de ona yemenin, içmenin ne anlamı var diye sorabilirim. Ne anlamı var düşünmenin, sorgulamanın diyebilir biri ve ben de ona yaşadıklarımızın temelinde yüzeysel düşünmenin, sorgulamadan inanmanın olduğunu söylerim.

Aklımı korumak istiyorum ama onu saklayamam.

Yüreğimi korumak istiyorum ama onu kaçıramam.

Sevgimi sürdürmek, özgürlüğe yaklaşmak ve umutlu olmak istiyorum ve bu yüzden dışarı çıkıyorum, yürüyorum, yürüyeceğim, düşüneceğim ve yazacağım. Aklımın olanları inkar ediyor olmasına kızamıyorum. Aklım ve yüreğim yüzleşiyor olanlarla. Kaçamam bir yere çünkü  Kavafis’in o güzel şiirinde dediği gibi:

Yeni bir ülke bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir. Sen gene aynı sokaklarda
dolaşacaksın. Aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. Başka bir şey umma-
Bineceğin gemi yok, çıkacağın yol yok.
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.

Öyleyse özgürlüğü yazarak, şiirler okuyarak, felsefe kitaplarını karıştırarak tüketeceğim ömrümü. Aklımı kaybetmemek adına ya da yüreğimi korumak adına odama kapanmayacağım. Biliyorum ki  bizim birlikte söyleyeceğimiz şarkılarımız var. Biliyorum ki özgürlüğün, barışın ve sevginin şarkısı el ele söylenir.

Yarın üniversiteye gideceğim. Ertesi gün Güvenpark’ta durakta Ayrancı otobüsünü bekleyeceğim eve gelmek için…

En kötüsü insanın yüreğindeki hapishanedir der ya Nazım Hikmet. Yüreğimi hapishaneye çevirmeyeceğim. Ateşin düştüğü yerden boğazım düğümlenerek yazdığım bu yazı umut değildir, çare değildir, çözüm değildir ne yazık ki…

2016-03-14T20:37:08+00:00 14 Mart 2016|7 Yorum

Yazar Hakkında:

1980 yılında İstanbul’da doğdu. Şu anda Ankara’da yaşıyor ve Ankara Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde doktora yapıyor. Mavi Çimenlerde Nefes Al, Mayıs Islığı ve Umut Defteri adında kitapları var.

7 Yorumlar

  1. Mehtap 18 Mart 2016 at 19:11 - Reply

    Bayıldım kuzum yine harika yazmışsın kalemine sağlık

  2. fatos canborgil 21 Mart 2016 at 23:32 - Reply

    Çok güzel dersem az olur ama başka ne diyebilirim bilemedim .

  3. Zekiye 22 Mart 2016 at 21:42 - Reply

    Harika bir yazı.Yasemin, sen bir başkasın. Yerinde saymayı değil, kendini geliştirmeyi, coşkuyla yaşamayı, pozitif enerji saçmayı tercih ediyorsun. Mücadelene hayranım. Yürümeyi değil koşmayı tercih ediyorsun. Örnek bir karaktersin.

  4. şeyma yılmaz 2 Ocak 2017 at 23:09 - Reply

    Çok beğendim. Ellerinize, zihninize sağlık !

Yorum Yap