Düşünen Şarkılar ve N.C’ye Övgü

Buradasınız: ://Düşünen Şarkılar ve N.C’ye Övgü

Düşünen Şarkılar ve N.C’ye Övgü

Bakırköy’den Bir Şair Geçti / 15.03.2011

Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tedavi gören hastaların yazdıkları şiirler, Teoman, Ahmet Özhan, Soner Arıca, Betül Demir, Mercan & Rashit ve Demet Sağıroğlu gibi ünlü sanatçılar tarafından seslendirilerek ‘Düşünen Şarkılar’ adlı bir albüme dönüştü.

Sanatın, özellikle şiir ve müziğin, var olmanın, kendini var etmenin en önemli araçlarından biri olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Kurt, sözlerine şöyle devam etti:

“Müzik ve ruhsal hastalıkların bizim kültürümüzde özel bir beraberliği vardır. Müziği ruhun gıdası olarak gören kültürümüz, belki de yüzyıllar boyunca Türk hekimlerinin ruhsal hastalıkların tedavisinde müziği kullanmasına zemin teşkil etmiştir.”
“Bu proje basit bir amaçla başladı, hala aynı basit amacı taşıyor; hastalarımızın herkes gibi olduğunu, onlardan farklı olmadığını göstermek.. Hastalarımıza zaman zaman “uzaylı” muamelesi yapılıyor ve bu bizi çok üzüyor. Bizim hastalarımız da herkes gibi duygulanır, aşık olur, şiir yazar, beste yapar.. Çünkü onlar hasta, “aptal” değil. Hedefimiz, ruhsal hastalığı olan bireylere karşı var olan ötekileştirmeyi önlemeye katkı sağlamaktır. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak, 14 Mart Tıp Bayramı haftasında böyle bir projeyi kamuoyuna duyurmaktan mutluluk duyuyoruz.”

Albümdeki tüm şarkılar ve şiirler gerçek öykülere dayanırken, şarkılarda bahsi geçen her olay, her duygu ve her ifade gerçek hayat öykülerinin izlerini taşıyor.

Teoman, Betül Demir, Demet Sağıroğlu, Ahmet Özhan, Soner Arıca, Mercan & Rashit gibi ünlü sanatçıların sesinden hayat bulan projede, Doç. Dr. Erhan Kurt da ‘Teselli İsterken’ adlı şiiri seslendirdi.

Haberin tamamı için tıklayın…

Milliyet gazetesinin haberi için için tıklayın…

 

Bu haberi belki daha önce okudunuz, müzikleri de keyifle dinlediniz. Biz bu haberle tekrar karşılaştığımızda 2001 yılında yayınlanan “Şizofreni Yazıları” dergisinde yer alan Doç. Dr. Haldun Soygür‘ün “33 B Servisinden N.C’ye Övgü” yazısını hatırladık ve sizlerle paylaşmak istedik.

1963 yılının Ocak ayında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde yatan 33-B servisinden N.C.’ye Övgü

“Şairler! El değmemiş saf ve temiz kalmış benlik parçanızı büyütün, bütün benliğinize yayın! Çocuk yanınızı koruyun ve yeniden yeşertin! Temiz olun, temiz kalın ki, hızla kirlenmekte olan dünya temizlensin! Temizlik bizden başlasın ve yayılsın tüm yeryüzüne! Unutmayın ki bütün acılarınıza ve dünyayı kaldırmakta çektiğiniz zorluklara karşın kimselerde olmayan bir şey var sizde; söz büyücülüğü… bu da yoksa ve bunları da yapmıyorsanız, boşverin. Yazmasanız da olur. Bunları yapan birileri mutlaka vardır ve olacaktır…”

Yusuf Alper, Çocuk kalmak ve şiir, Şiir ve Psikiyatri Kavaşağında, Okyanus yayın, İstanbul, 2001, s. 97

Önce sadece “Bizim Sesimiz” adlı dergiyi yazmayı tasarlamıştım. 1963 yılında Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tedavi gören hastaların çıkardığı bir dergi bu. Dönemin başhekimi Dr. Faruk Bayülkem’le birlikte Dr. Reşit Avcılar’ın öncülüğünde yayımlanmış. Yeterince heyecan verici değil mi?

Derginin varlığından tesadüfen haberdar oldum. Bir yolculuk sohbetinde, şizofreni bağlamında geçmişten ve gelecekten söz ederken Prof. Dr. Engin Tuncer’den öğrendim. Engin Abla da benim gibi edindiği her türlü yazılı materyali saklayanlardan. İki gün sonra dergi elimdeydi. Saman kağıda basılmış, on seki sayfa. Tarih 1 Ocak 1963, Dizgi-baskı: Gün Matbaası, Cağaloğlu, İstanbul, Fiyatı: 100 kuruş.

İç kapakta “Bu mecmua ruh hekimleri, psikolog ve yardımcıları nezaretinde meşguliyetle tedavi ve sosyal rehabilitasyona tabi tutulan bir hasta grubu tarafından hazırlanıp yayımlanmaktadır.” yazıyor. İçinde hastaların yazıları, şiirleri, resimleri, dilekleri, görüşleri var. 60’lı yılların o güzelim “sosyal” rüzgârları ülkemizi de etkilemiş işte. Şimdi yeniden o havayı solumaya ihtiyacımız var. Öyleyse tanıtalım ve paylaşalım bu dergiyi istedik. Emeği geçenleri kutlayalım…

Sonra dergiyi okurken karşılaştığım şu şiir beni yıllar öncesine götürdü: Bu dizeler Erkin Koray’ın söylediği “Çöpçüler” şarkısının sözleri değil mi? Öyle. Hani şu bir dönem bütün Türkiye’nin dilinden düşmeyen, liste başı olan, gençleri kendinden geçiren…

İçimdeki dedektif ayaklandı. Tunalı Hilmi caddesinde eski kitap/plak alıp satan Erdal Bey’in dükkanında eski plakların arasındayım. Erkin Koray’ın “Ceylan” adlı uzunçaları. Plağı pikaba koyduk, bir yandan dinliyor bir yandan konuşuyoruz. Aklım plağın üstündeki söz yazarı kısmında. Söz Erkin Koray yazsa yüzüm kızaracak sanki. “Erkin Baba yapmaz öyle şey” diyorum içimden. Şarkının adı “Çöpçüler”; söz ve müzik: “Sokak Çocuğu Ali”.

Ferahlıyorum ve yeniden şaşırıyorum. “Kim bu Sokak Çocuğu Ali? Bu a bir rumuz mu yoksa?” diye düşünürken, Erdal Bey “73’te onun da bir kırkbeşliği çıkmıştı, bende olacak” diyor ve onca plağın arasından bir çırpıda çıkarıveriyor plağı ve pikapta bir “çocuk” sesi cızırtıyla söylüyor: “dün gece çok aradım/aradım bulamadım/kahrolası çöpçüler/aşkımı süpürmüşler.

Kafamıı toparlayım. Erkin Koray’ın 85’de uzunçalarına aldığı şarkı, 73’te Sokak Çocuğu Ali adındaki şarkıcının kırkbeşliğinden alınmış, 33-B servisinden N.C ise şiiri 63’te yazmış. Yanıtı olmayan bir sürü soru var. N.C. ile Sokak Çocuğu Ali aynı kişi olabilir mi? Yoksa Ali, sözleri N.C.’den aldı ya da aşırdı mı? N.C. yaşıyor mu? Yaşıyorsa nerede? Sokak Çocuğu Ali nerelerde? Onu bulup N.C.’ye ulaşmanın bir yolu bulunabilir mi?

İşe Erkin Koray’a ulaşma çabası ile başlıyorum. Meğer memleketin en zor işi Erkin Koray’ın telefonunu bulmakmış. Telefonunu buluyorum ve arıyorum. Karşımda telesekreter. Buraya kadar olanları sekretere özetliyorum. Telefonlarımı da bırakıyorum. Şimdilik ses yok. Aramaya devam.

İstanbul’da yayımlanan bir müzik dergisi var: “Roll”. Bu kez karşımda Roll Dergisi’nden Derya Bengi. Heyecanlı, meraklı genç bir adam sesi. İlgileniyor: “Arayalım, bulalım, yazalım, biz elimizden geleni yaparız.” Kısa sürede Derya’dan ses geliyor. Sokak Çocuğu Ali’nin başka kırkbeşlikleri de varmış. Sonradan Urfa’ya yerleşmiş, şimdi dini/mistik müzik yapıyormuş. Bu şaşırtıcı gelişmeleri Derya’ya bırakıp, ben N.C.’nin izini sürmeye çalışıyorum. Bakırköy: Türkiye psikiyatrisinin tarihi. Bakırköy’den emekli ve şimdi çalışmalarını vakıfta sürdüren Dr. Adil Üçok. Adil Abinin yaşlı ve dinç sesi “ararız şekerim” diyor, “ben sanki yolda beni durdurup bu şiiri okuyan bir hata hatırlıyor gibiyim, dur hele”. Adil Abi araştırıyor ve bizi arayacak.

Öykü sürüyor. Daha da epey işimiz var gibi görünüyor. Yine de yazmadan duramadım. Bizi heyecanlandıran ve yazmaya teşvik eden, ünü ülke sınırlarını aşmış bir şarkının sözlerinin Bakırköy’de ağır ve süreğen rahatsızlığı olan hastaların tedavi gördüğü bir ortamda kök vermesi… isterseniz en tanımlayıcı (deskriptif) bakış açısıyla “bu bir somut düşünce örneği” deyin; isterseniz sözcüklerdeki edebi yaratıcılığa hakkını verip “helal olsun” deyin; öyle ya da böyle, “düşürdüğü aşkını çöpçülerin süpürdüğü kişi” N.C.’dir ve N.C. adını kimseler bilmezsen, şiiri şarkı olup memleketin dilinden düşmez olan kişidir. Türk pop müziğinin tarihini yazmaya kalkan herhangi bir müzik araştırmacısının yolu “çöpçüler”den geçecektir. Şizofreni, şiir ve yaratıcılık üstüne bir tez hazırlamaya girişen genç bir meslektaşın uğrak yeri N.C. olacaktır…

Cervantes’in ünlü yapıtı “Don Kişot”ta şiir üstüne söylenebilecek en aklı başında sözler olarak nitelenebilecek şu sözler isöyler “aklı başında olmayan” Don Kişot: “Şiir kârlı olmaktan çok hoşa giden bir şeydir, ama kendini bu sanata adayan insanların hor görülmesini gerektirecek bir yanı da yoktur. Şiirin öyle değerli bir özü vardır ki, kullanmasını bilen, bir simyacı gibi altın çıkarabilir ondan. Oğlunuz da bu sanata dört elle sarılmalı, onun aşağılık el kitaplarına, rezilce taşlamalara dek düşmesine engel olmalıdır. Şiir sanatını, bu dediğim şeyleri gözeterek ele alan insan, bütün uygar uluslar katında sayılan bir üne erişecektir.

N.C.’nin yaşamını ve öyküsünü biraz olsun aydınlatabilir ve varsa başka şiirlerine ulaşabilirsek; onu anlayabilir ve anlatabilirsek, ruh hastalığı/şizofreni üzerindeki damgaya karşı uzun yürüyüşümüzde bir adım daha atmış olacağız.

 

2016-06-13T23:35:53+00:00 13 Haziran 2016|2 Comments

About the Author:

1980 yılında İstanbul'da doğdu. Şu anda Ankara'da yaşıyor ve Ankara Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde doktora yapıyor. Mavi Çimenlerde Nefes Al, Mayıs Islığı ve Umut Defteri adında kitapları var.

2 Yorum

  1. fatos canborgil 21:54 de 14 Haziran 2016 - Yanıtla

    Muhteşem bilgileri içeren bir duyuru, hazırlayan kişiye sonsuz teşekkürler.
    Umarım günümüz hastalarının çeşitli çalışmaları ile de birşeyler yapılır.

  2. Esin 17:08 de 25 Ekim 2017 - Yanıtla

    Tesadüfen rastladım. Beni cook etkiledi. Yüreklerine sağlık. Hepsine minnetlerimi candan yolluyorum. Harika insanlar

Siz de fikrinizi belirtin