Dışarıdaki yağmur sesi kalbime çarparken… Tamamlayamadığım şiirimi okuyordum. Pek çok şiirim vardı daha, ağaçları, güneşi, bulutları vesaire anlatan. Özellikle güneşi anlatan şiirlerime ad bulmakta zorlanırdım. O en zor anlarımda bir bardak kahve kokusu ufkuma kısacık bir yolculuk yapardı. O en zor anlarımda yağmur sesi kalbime çarpmaktan hiç yorulmazdı. Biraz tembellik vardı galiba, ilhamı kahveden, sigaradan bekliyordum. İlham dediğimiz o şey bir gaz lambasında saklı duruyordu belki. Oysa ki ne gaz lambası…Ampullerin esiri olmuştuk artık. Yarım kalan şiirim, başlayamadığım öykülerimle kendimden kaçmak için uykuya sığındım. Aradım, taradım ama uykuyu da bulamadım ya… Apar topar yataktan kalktım ve kendime bir hediye hazırlamaya karar verdim. Böyle zamanlarda öyle çocuksu oluyordu ki yüreğim… Koşa koşa kitabevine mi gitsem, biraz midye mi yesem yoksa Kuğulu’da şarkı söyleyenleri mi dinlesem derken bir arkadaşımla karşılaştım ve o beni en sevdiğim yazarın imza gününe götürdü.

Belya Uygun & Yasemin Şenyurt