Süreğen ruh hastalığı ile nasıl başa çıktım

Buradasınız: ://Süreğen ruh hastalığı ile nasıl başa çıktım

Süreğen ruh hastalığı ile nasıl başa çıktım

İçindekiler
==> Süreğen ruh hastalığı ile nasıl başa çıktım
==> Psikiyatristler
==> İlaç Tedavisi
==> Sosyal Destek
==> Yazı yazmak
==> Kimlik
==> Yanımda olan insanlar
==> Damgalanma
==> Sosyal durumlar
==> Paranoid düşünceler
==> İdealler
==> Din
==> Kilo durumu
==> Uyku
==> Eğlence/Spor
==> Cesaret
==> Değişim
==> Yas


Süreğen ruh hastalığı ile nasıl başa çıktım

Bir zamanlar Kaliforniyalı bir doktor, benim ruh hastalığımı şeker hastalığına benzetmişti. “Sende süreğen bir hastalık var. Bunun için büyük ihtimalle hayat boyu tedavi görmen gerekiyor. Ama bu tedavi, hastalığını kontrol altında tutulabilir ve idare edilebilir bir seviyede tutacaktır” demişti. Doktorun bu tavsiyesini dikkate almam için bir kaç yılın geçmesi ve üç kere hastaneye yatırılmam gerekti. Bundan sonra kendimi iyi hissetmemdeki tek faktörün sadece ilaç tedavisi veya terapi olmadığını keşfettim. Normal hayatıma devam etmemi sağlayacak yapıyı, desteği ve anlamı verebilecek bir hayat kurmam gerekliydi.

Ancak hastalığımın süreğen olduğunu kabul ettikten sonra kendi hayatımı düzeltecek bir şeyler yapabildim. Hastalığın iyileşmesini “dileyemiyordum”; böyle olmamasını “isteyemiyordum”. Bu, kendimle girdiğim bir mücadele idi ve zaman aldı. Mücadele bittiğinde yıllar önce bana tavsiyede bulunmuş olan doktorun sesini duydum ve bundan sonra umut etmeye ve hayatımda ilerlemeye başladım. Sizinle paylaşmak istediğim de bu.

Anlatacaklarım kulağa sağlıklı bir insanın hikayesi gibi gelebilir; bunun sebebi belki de kendimi bugünlerde genellikle sağlıklı hissetmemden ve umutlarıma kavuşmuş olmamdan dolayıdır. Son 6 aydır sevdiğim ve iyi olduğum part-time bir işte çalışıyorum. Bir iki senedir kurmuş olduğum sosyal bağlar bana destek veriyor ve beni tatmin ediyor. Ailemle ilişkim sakin. Kendimi bir silindirin üzerindeymişim ve aynı zamanda şansım her an tükenebilirmiş gibi hissediyorum. Buraya nereden geldiğimi biliyorum ve geri dönmek istemiyorum.

Öte yandan da, işime ve günlük faaliyetlere heves duymadığım kötü günler hala oluyor. Böyle günler, işe başlamadan öncekine oranla daha az ve aralarındaki zaman dilimi de daha uzun. Sık sık geceleri iyi uyuyamadığım oluyor ve şüphecilik, aşırı duyarlılık, depresyon ve hastalığımla bağdaştırdığım diğer belirtilere karşı tetikte bekliyorum.

Kendimi iyi hissetmek, daha çok son zamanlarda edinmiş oluğum bir tecrübe. Son 13 yıl boyunca gerçekten hasta bir insandım. Psikotik epizotlar sırasında 5 kere hastaneye yatırıldım. Ağır depresyon, aşırı şüphecilik, kulağıma gelen rahatsız edici sesler, hezeyanlar, aşırı duyarlılık; umutsuzluk ve keder, işitsel ve görsel halüsinasyonlar vs. yaşadım. Bunlar beni ağır hasta olduğumda ve hastaneye yatışlarım arasında kalan zamanlarda rahatsız ediyordu.

Sanıyorum problemlerim büyük ölçüde ergenlik çağında yaşadığım uyum güçlüğünden kaynaklandı ve sonra da bastırılmış bir gençlik çağı ile ivme kazandı. Akademik ve spor alanındaki performansım 13 yaşındayken gözle görülür bir şekilde düşüş gösterdi. En büyük darbe ise babama karşı duyduğum yabancılaşma idi. Bana ihtiyacım olan sevgi ve şefkati nasıl vereceklerini bilmeyen annem ve babam beni yatılı okula gönderdiler. Bu okulda ve daha sonra, manastır hayatı yaşanan ve sadece erkeklerin gittiği üniversitede, kendi etrafıma bir duvar ördüm. Mezun olduğumda ne yapabileceğime veya yapmak istediğime dair hiçbir fikrim yoktu ve sanıyorum o noktada ciddi sorunlarım olabilirdi. Neyse ki Barış Müfrezesi’ne katıldım ve Latin Amerika’ya gittim. Latin Amerika’nın uysal hayat tarzı ve kültürü tam bana göreydi ve bu da bana kendi kendime şans tanımadığım veya ailemin izin vermediği gençliğimi yaşama fırsatını verdi. Sıradışı bir Latin Amerikalı kızla tanıştım ve gönüllülerden birkaçıyla da güvenilir bir dostluk geliştirdim. Latin Amerika’da duvar yıkıldı ve çocukluğumda olduğu gibi iyi bir hisle çevremle ilişki kurdum ve normal bir hayat yaşadım.

Amerika Birleşik Devletleri’ne döndüğümde, Latin Amerika’da kaydettiğim ilerlemeyi devam ettiremedim. Kayıtlı olduğum Latin Amerika üzerine yüksek lisans programından ayrıldım (ne yapacağımı halen bilmiyordum), Latin Amerikalı nişanlımdan ayrıldım ve bazı üniversite arkadaşlarımın çalıştığı ve yaşadığı doğu kıyısında bir şehre taşındım. Burada depresyona girdim ve kendimi olumlu bir yöne motive edemedim. İçinde bulunduğum depresyon beni terapiye gitmeye zorladı.

Terapide, hazırlık okulunda ve üniversitede kaçırmış olduğum gelişimsel konular üzerinde çalıştım. Kendimle ilgili olumsuz imajım esas sorundu, iyi bir çalışma ilişkisi içinde olduğum terapistim benden, kendimle ilgili olumlu bir imajı yeniden yaratmamı talep etti ve bu şekilde hastalığımın belirtilerine dayanabileceğimi ve “normal” üretken bir hayat yaşayabileceğimi belirtti. Fakat depresyon benim için önemli bir sorun olmaya devam ediyordu ve başka problemler de keşfetmiştim en çok da aşırı duyarlılık ve aşırı şüphecilik. Şehirde en az iki psikotik epizot geçirdim fakat hastaneye yatırılmadım. Epizotlar sırasında düşüncelerimi zapteden ve hayatımı ele geçiren hezeyanlar yarattım. Örneğin, şehirde ilan edilmemiş bir iç savaş olduğuna ve benim de bu iç savaşta önemli fakat tanımsız bir rol oynadığıma inanıyordum. Aynı zamanda telepatik güçlerim olduğuna inanıyordum ve saatlerce yatağımda yatarak terapistim ve önceden hiç görmediğim eşiyle “iletişim” kuruyordum. Bu epizotlardan genellikle birkaç gün sonra çıkıyordum. O zamanlar ilaç tedavisini düşünmüyordum. Fakat hezeyan belirtileri ve ona eşlik eden aşırı şüphecilik hiç uzağımda değillerdi.

Doğu kıyısındaki şehirde, eğitimimi tamamlamaya karar verecek kadar iyileştim. Batı kıyısında bir şehre taşınmayı ve orada eğitim üzerine master yapıp ilkokul seviyesinde ders vermeyi planlıyordum.

Batı kıyısındaki şehirde, ilaç tedavisi ve terapi olmadan ancak 6 ay dayanabildim. Bu sefer sağcıların ülke çapında bir ihtilal yaptıkları Nazilerinki gibi bir Musevi katliamına giriştikleri hezeyanına kapıldım. Her şey, ilan panoları, radyo, televizyon, insanlar, gelişigüzel sesler ve kendi düşünce ve hareketlerim bu hezeyana uyuyordu. İşimi bıraktım ve San Fransisco’ya giderek eski lise aşkımı aramaya gittim (sanıyorum korumak için). Uykusuz, depresif ve intihar etmeye hazır bir şekilde körfezin etrafında kendi kendime konuşarak araba kullandığım birkaç korkunç gün geçirdim. Sonunda yerel bir hastaneye gitmeye karar verdim, ilaçla tedaviye başlandı, Haldol sanıyorum ve birkaç gün sonra hastaneden çıkarıldım.

Kaliforniya’da 5 sene daha kaldım ve 3 kere buna benzer olan ve hastaneye yatırılarak tedavi gördüğüm psikotik epizotlar yaşadım. Muhtemelen yanlış bir değerlendirme ile paranoid şizofreni tanısı konulduğum hastaneye ikinci kez yatırılışımdan sonra terapiye tekrar başladım. Daha sonra lityum ve başka psikotrop ilaçlar almaya başladım, ilaçla tedavi beni hastaneden uzak tutuyordu ama çok düşük seviyede faaliyet gösterebiliyordum. İnsanlarla birlikte olmak ve bir günü geçirmek çok büyük bir mücadeleydi. 6 ay sürmesi gereken master tezim üzerinde 2,5 yıl çalıştım. Umutsuzluk ve yenilgiyle (ders vermeye tahammülüm kalmamıştı) ve halen ne yapacağımı bilmeden yakınlarında büyümüş olduğum Cleveland, Ohio’ya döndüm.

Hastaneye yatırılışım (Cleveland’da) lityum bıraktıktan hemen sonra oldu. Doğu kıyısındaki eski terapistim bana telefonda lityuma ihtiyacım olmadığını düşündüğünü söylemişti. Hastaneye yatırılışımı birkaç günlük depresyon ve uykusuzluk izledi. Acımasızca eleştiren bir ses, her zaman bir problemdir, üstünlük sağladı ve başka korkutucu bir depresyona girdim. Hastanede lityum bıraktırdılar ve Prolixin vermeye başladılar. Fakat hastanede geçirdiğim rahatsız ve uzun süre (5 hafta) beni korkuttu (bu zamana kadar hastanede 2 haftadan fazla kalmamıştım) ve demoralize etti. En son hastaneye yatırılışım 1986’da oldu. O zamandan beri yavaş bir “geriye” gidiş yaşamaktayım. Şimdi anlatmak istediğim bu geriye gidişin öyküsü. Taburcu olduğumda işim ve konuşacak arkadaşlarım yoktu, ailem de bana çok az destek oluyordu. Evimde yalnızdım, dünyadan soyutlanmıştım ve yaşamımın boşluğundan dolayı depresif durumdaydım.

Bu çemberi ilk kırışım televizyondaki bir sabah programında bir “ruh hastası” eylemcisini izleyişim oldu. Cleveland bölgesindeki faaliyetleri anlatan bu kişiyi aradım ve değişik grupların toplantılarına katılmaya başladım. Kenar mahalle gruplarından birisi, hastalar tarafından işletilen bir kulüp veya etüt merkezi açma fikriyle ilgileniyordu. Bu fikir benim de ilgimi çekti ve sonraki bir sene boyunca bu grubun sosyal faaliyetlerini yürütmesine yardım ederek onlarla çalıştım. Bu grup bir sene içinde, ebeveynlerden oluşan başka bir grubun desteğiyle haftada 3 gün faaliyet gösteren kendi kulübünü kurdu. Aynı hasta grubu, beni part-time iş bulabileceğim özel bir ruh sağlığı birimine yönlendirdi. Ben bağlantıya geçene kadar part-time işlere eleman alınmıştı fakat birimin müdürü bana bölgedeki taburcu edilen ruh hastaları için bir rehber hazırlayan bir gruptan bahsetti. Bu gruba katıldım, haftalık toplantılarına gitmeye başladım ve yavaş yavaş lider rolünü üstlendim. Bu proje gerçekten iyi bir şey oldu. Benim, birimdeki sosyal hizmet profesyonelleriyle bağlantıya kurmamı sağladı. Ayrıca, çoğunluğunun kendilerini benden daha hasta hissedenlerin oluşturduğuna inandığım başka hastalarla de bağlantı kurmamı sağladı. Onların ihtiyaçlarını görmek ve onlarla alış verişte bulunmak benim için çok iyi bir şeydi. Tüm bu bağlantılar bana, topluma geri döndüğüm (apartmanımda sıkışıp kalmadığım) ve yapıcı bir şeyler yaptığım hissini verdi. Taburcu edilen hastalar için düzenlediğim rehberin çıkması bir senelik çalışmanın ürünüydü. Hastaların, aile bireylerinin ve profesyonellerin bu rehberi iyi karşılamaları çok memnunluk vericiydi.

Rehberin bitmesine yakın bir zamanda, özel bir sosyal hizmet biriminde kurulmakta olan yeni bir ruh sağlığı grubundan haberdar olma şansını elde ettim. Hasta hakları savunuculuğu için başvurdum ve part-time çalışmak üzere kabul edildim. Haftada üç gün çalıştığım bu iş bana üstlendiğim bir rol ve düzen getirdi ve ayaklarımın üzerinde durmamı sağladı. Başkalarına, hizmet ve kaynaklarla bağlantı kurmalarını sağlayarak onlara yardım ederken, kendime de yardım ettim. Kendime olan güvenimi ve saygımı kazandım ve çoğunluğu ruh sağlığı çevresinin dışından olmak üzere, yeni ilişkiler kurdum.

Bu iş “normalliğe dönüş” sürecini ilerlettiyse de (savaştan çıkmış gibi hissediyordum), ihtiyacım olan desteği sağlayan başka şeyleri de göz önünde bulundurdum. Diğer ilgili olayların yanı sıra, bunlardan da bahsetmek istiyorum.

Psikiyatristler

İki açıdan şanslıydım. Birincisi, ciddi olarak hastalandığımdan beri psikiyatristlere gittim. İkincisi, çok iyi birkaç doktorum oldu. Bazen doktorlarım benim için birer terapist, rahber, arkadaş ve müttefik oldular. En yakın aile bireylerinden gelen yıkıcı tepkilere karşı doktorlarımın sadakatine ve desteğine ihtiyacım vardı. Örneğin babam, Latin Amerika’dan döndüğümden beri beni “hiçbir şey” yapmadığım için azarlıyordu. Tek başıma yaşadığım ve genellikle işsiz olduğum için normal sosyal çevreden de kopmuştum. Haftalık görüşmeler benim için en önemli olay haline geldi. Özellikle bir terapist, bana kaybetmenin hayatımdaki önemini gösterdi. Terapinin bana sağladığı yararlar konusunda daha uzun uzun yazabilirim.

Diğer yandan da bazı doktorlarımın bana daha sadık olmalarını isterdim. Bir doktor bana, tek yapabileceğim işin bulaşıkçılık olduğunu söylemişti. Aralarından çok azı Erikson’un adlandırmış olduğu “tedbirli öfke” duyma yeteneğini gösterebildiği için, diğerleri gözüme gerçek görünmedi. Bazıları çok resmi ve mesafeliydi. Kendimi insan gibi değil, “hasta” gibi hissediyordum. Terapistler “hasta”ların, profesyonellerde olan teknik uzmanlık kadar insani bir yaklaşıma ve şefkate ihtiyaç duyduklarını anlamalıdırlar. Ve beni hiçbir yere götürmeyen veya bana yardım etmeyen ilişkilere itiraz etmenin, benim üzerime kalmamasını dilerdim.

İlaç tedavisi

ilaç tedavisi benim için karışık ve ciddi bir konu olmuştur. Yıllarca ilaç tedavisine, gerçekten hasta olamadığıma veya gerektiğinde kendimi ilaçla tedavi edebileceğime inanarak karşı çıktım. Ne yazık ki bu inancım işe yaramadı ve kendimi üç veya dört kere hastanede buldum. Amaçlarımdan bir tanesi hastaneden uzak durmak olduğu için şu anda düzenli olarak ilaç tedavisi görüyorum.

Bana ilaç yazmak isteyen doktorlara güven duymak uzun zamanımı aldı. Doktorların ilaç tedavisi konusunda endişelerimi ve sorularımı önceden sezinleyerek bana tüm bildiklerini anlatmalarını dilerdim. Şu andaki doktorum bana idame dozda Prolixin vermekte. Benim durumum için ilaç tedavisi imkanı olduğu için şükrediyorum.

Şu anda diğer hastalara ilaç tedavisi görmelerini tavsiye ediyorum. Fakat ilaçları alırken doktorları ile sıkı bir çalışma içinde olmaları gerektiğini söylüyorum. Onlara, yan etkileri olsa da ve bu etkiler fazlasıyla gerçek, ilaç tedavisinin hastanede olmaktan daha iyi olduğunu anlatıyorum. Kötünün en iyisi.

Sosyal destek

Gerçek anlamda bir mahalle kavramıyla büyüdüm. Sonraları, batı kıyısında yaşarken, bunun eksikliğini hissettim. Cleveland’a geri döndüm. Bir mahallede yaşama ve ona ait olma hissini içimde tekrar yaratmaya çalıştım. İşe yaradı. Eczanede, bankada, benzinlikte, süpermarkette, kütüphanede, berberde, vs. tanınmaya başladım. Her gün apartmanımdan çıkıp dost yüzlere selam vermek güzel bir duyguydu. Ülkenin başka yerlerinde bu tür “sosyal bağlar tedavisinin”nin kronik ruh hastalarına başarıyla uygulandığını geçenlerde okudum. Dostça söylenen bir “merhaba”nın, “günaydın”ın ve kısa konuşmalarının önemini yadsımamamız gerekir.

Yazı yazmak

Barış Müfrezesi’ndeki hizmetimden sonra, Amerikan telgraf hizmetleri bürosunda yabancı haberler muhabiri olarak çalışmaya başladım. Yazı yazmak, her zaman hayatımın ve kimliğimin zevkli bir parçası olmuştur. Hasta olduğumdan beri aralıklarla günlük tutuyorum. Genellikle geceleri, günlerimi gözden geçirdiğimde (bir anlam çıkarmaya çalıştığımda) yazıyorum. Geceleri daha zayıf oluyorum ve yazmak bana sağlamlık kazandırıyor.

Uzun zaman ve uygulama sonucunda, olumlu düşünceler üzerine konsantre olup olumsuzlardan kurtulmayı başardım. Sanıyorum bunun sonucu olarak yeni düşünme alışkanlıkları kazandım. İlişkiler, kendimde ve hayatımda olan değişiklikler, gelişme konuları ve ilgimi çeken her şey üzerine odaklandım. Bazen sadece yazı yazma sanatı üzerinde çalışıyorum. Şiirin geçmiş ve şu anki tecrübelerimi yeni bir ışıkla ortaya koymama ve yeni düşünceler keşfetmeme izin verdiğini anladım.

Kimlik

Barış Müfrezesi’nde edindiğim tecrübeden, yerel insanların gözünde beni güvenilir ve saygın kılacak mesleki bir kimliğimin olması gerektiğini anladım. Bu yüzden hastalanıp işsiz kaldığımda, etrafımda yaşayanların merakını gidermek için başka bir mesleki kimliğimin olması gerektiğini biliyordum. İnsanlara kendisi için çalışan bir yazar olduğumu söylüyordum. Bu kimlikten hoşlanıyordum çünkü gazeteci olarak çalışmıştım ve gelecekte yazar olma isteğimle de bağdaşıyordu. Aynı zamanda geleneksel çalışma saatlerine neden uymadığımı açıklıyordu, iş görüşmelerinde de, çalıştığım dönemler arasındaki zaman boşluğunu açıklamama yardım ediyordu.

Yazar olma amacımı bilen arkadaşlarım, yazma hakkında konuşarak veya yazdığım bir şeyle ilgili yorum yaparak bu kimliğimi güçlendirdiler. Sık sık beni arkadaşlarına “gazeteci” olarak tanıştırıyorlardı. Kız arkadaşım bana çok destek oluyordu. Bir keresinde ona Barış Müfrezesi’ndeki bir anımı veya hikayemi anlattıktan sonra bana “Sen bir yazarsın Richard!” dedi.

Yanımda olan insanlar

İlk terapistim olan Dr. Aaron Lazare, görüşmelerimiz kesildikten yıllar sonra bile iyi ve kötü zamanlarımda benimle mektup ve telefon yoluyla bağlantı kurdu. Sonraları, daha sağlıklı olduğumda yazdığım makaleleri Dr. Lazare’ye gönderdim, o da bana makalelerim hakkında faydalı yorumlar yazarak cevap gönderdi. Aynı zamanda ruh sağlığı profesyonelleri John Staruss, Hank Tanaka, Karen Unger ve Mieko Smith iyileşme sürecimde yaptıklarıma ilgi duydular ve bana cesaret verdiler. Bu insanlar birkaç sene boyunca hayatımda olumlu ve yüceltici varlıklar oldular. Kimse bana ilgi göstermezken, benim gelişme ve iyileşme sürecimde bana rehberlik ettiler. İlerlememi doğruladılar ve bana ilerisi için yol gösterdiler.

Damgalanma

Normal görünen ve davranan bir insanım ve damgalanma sorunum nerdeyse hiç olmamıştı. Fakat az da olsa damgalandım ve insanların ruh hastası olduğumu öğrenmeleriyle ortaya çıkan utanma, aşağılanma, reddedilme ve karmaşa hislerinin ne demek olduğunu biliyorum. Bir kız arkadaşım, beni hastaneden çıktıktan sonra görmeyi reddetti. Bende potansiyel görmediğini ve bir geleceğimin olmadığını söyledi. Çok utanmıştım fakat ona yarı yarıya inandım. Artık hastalığımdan bahsedeceğim kişiler konusunda daha seçiciyim. Konuştuğum insana güven duymalıyım veya sohbet konusu ruhsal hastalığımdan bahsetmeye uygun olmalı.

İşimde, kendimi eskiden ruh hastası olan bir kişi olarak tanımlayabiliyorum ve damgalanmayla nasıl baş edebilecekleri konusunda hastalara yardım ediyorum. İş başvuruları için nasıl özgeçmiş yazılacağı, iş görüşmelerinde nasıl davranmaları gerektiği ve damgalanmalarını önleyecek şekilde kendilerini nasıl tanıtabilecekleri konularında onlara danışmanlık yapıyorum. Bu meslekten olanların, insanları nasıl damgaladığını ve hastaların birbirlerini nasıl damgalandığının bilincindeyim ve bunu gördüğümde karşı koymaya çalışıyorum.

Taburcu olma rehberinde damga konusunda bir makale yazdım ve şu sıralar bu konuyla ilgili bir video hazırlıyorum. Kanımca, destekleyici ve damgalanmalardan uzak, hastalar tarafından işletilen etüt merkezleri çok değerli. Bu tür yerlerde hastalar kendilerini olmadıkları gibi göstermek zorunda değiller, tam aksine, oldukları gibi kabul ediliyorlar. Damgalanma, çoğu hasta için ciddi bir sorun ve toplumdaki gerçek yerlerini almalarını engelliyor. Bunun engellenmesi için daha çok şey yapılmamalı.

Sosyal durumlar

Yeni tecrübelerle, ortamlarla, insanlarla karşı karşıya geldiğim zaman üzerimde çok büyük baskı hissediyorum ve böyle zamanlarda kolaylıkla aşırı uyarılmış bir halde oluyorum. Bu durumların iki şekilde üstesinden geliyorum: 1) mümkünse uzak durarak 2) durumu iyice öğrendikten sonra tekrar üstüne giderek (yani, aşırı uyarılmış değil “doğal” hissediyorum). Kızgınlık, öfke ve genel saldırganlık hisleriyle iç içe oldukça ve şimdiki zamanı yaşamayı başardıkça aşırı duyarlılık benim için daha az problem olmaya başladı.

Paranoid düşünceler

Paranoid düşüncelerimin, hayatımı ne derecede ele geçirdiğini görmek ve kabul etmek benim için zor oldu, fakat ele geçirdi ve birçok kere hastaneye yatırılmama sebep oldu. Paranoid düşüncelerim, kendimle ilgili olumlu duygularım sayesinde azaldı. Kendime güvenebildikçe başkalarına da güvenebiliyorum. Etrafımda güvenli, sağlam, dostça bir ortam yaratmak paranoyamı azalttı. Terapi sayesinde gerçek korkuları hayali korkulardan ayırmak da işe yaradı.

İdealler

Sosyal adalet için çalışma isteğim ve inancım, 1960’lı yılların Sivil Haklar Hareketi’ne eylemci olarak katılmama neden oldu. Aynı istek ve inanç, Latin Amerika’daki Barış Müfrezesi’ne katılmamın da sebebiydi. Barış Müfrezesi tecrübesinden sonra hizmet verme idealim; gazeteci olarak çalışma, daha sonra öğretmenlik yapma ve gençlik sorunları ile çalışma kararlarımı etkiledi. Ruh Sağlığı Tüketici Hareketi’ne girdiğimde, bence bastırılmış ve sesini çıkaramayan bir azınlık olan ruh sağlığı tüketicilerinin adına konuşmaya, yazmaya ve çalışmaya başlayarak bu iki idealimi tekrar birleştirdim.

Hastalığım yüzünden bir ertesi gününü bile düşünemediğim hayatım karışıklık içindeyken, uzun zamandır sahip olduğum ideallerimle bağdaşan iş ve faaliyetlerle uğraşmak, bir hedef bulmama ve onu korumama yardımcı oldu. Aynı zamanda kendimden daha büyük olan bir amaca hizmet etmek, etkinliğimin sonuçlarının belirsiz veya problemli olduğu geceleri atlatmama yardım etti.

Din

Musevi olarak yetiştirilmiş olmama rağmen, üniversite yıllarından beri kurumsallaşmış dinden uzaklaşmıştım. Hastaneye en son yatırılışımdan sonra, Uniterian Kilisesi’nin ayinlerine katılmaya başladım. Liberal din ayinleri, Pazar sabahlarımı şekillendiriyordu. İlahi söylemek ve ayinden sonraki arkadaşlık saatine katılmak bana zevk veriyordu. Sık sık, ayinlere katılan diğer hastalar görüyordum. Ayinler genellikle ruhumu yüceltiyordu. Daha sonraları, kilise tarafından himaye edilen Orta Amerikalı bir ailede aktif bir rol aldım. Bu rol, İspanyolca kabiliyetimden dolayı bana cazip gelmişti ve bu faaliyet bana o anda ihtiyacım olandan fazla iş çıkarmıştı. Şu anda daha güçlü hissettiğim için ve hafta sonları bir kadını görmeye gittiğim için ayinlere gitme ihtiyacını aynı şekilde duymuyorum. Fakat halen mülteci komitesinde hizmet veriyorum ve başka bir Uniterian Kilisesi’nin desteklediği bir Amerikan çalışma grubunda son zamanlarda yer almaya başladım.

Kilo durumu

Hastaneye son yatırılışımda yaklaşık 7 kilo aldım. Bir işte çalışmıyorken ve çok sık evde kalmak zorunda olduğum bir zamanda kilo vermek çok zordu. Yemek, benim için belli başlı bir zevkti ve ne kadar çabaladıysam da yemeğimden kısamadım. Sonra çalışmaya başladım ve arzularıma o kadar bağımlı olmamaya başladım. Yediğim porsiyonları küçülttüm ve yemek arası atıştırmaktan vazgeçtim. Aldığım 7 kiloyu verdim ve kendimi daha iyi hissettim.

Uyku

Uyku benim için hâlâ bir sır olmaya devam etmekte. Ne zaman iyi uyuyamayacağımı genellikle biliyor olsam da, gece ne zaman iyi uyuyacağımı hâlâ bilmiyorum. Sanki geçen günün ve hayatın psikolojik iniş ve çıkışları uykumu etkiliyor. Şu kadarını öğrendim: Ertesi gün görevlerimi iyi yapabilmem için en az 6 saatlik bir uykuya ihtiyacım var ve iyi bir gece uykusu, ağırlığınca altına bedel.

Eğlence/Spor

Her zaman spora katılımcı ve seyirci olarak ilgi duymuşumdur. Fiziksel zindelik benim için daima bir öncelik teşkil etmiştir ve genellikle yaşadığım yerlerde bir sağlık kulübüne üye olmuşumdur. Cleveland’a geri döndüğümde, bir halk sağlığı merkezine üye oldum ve merkezin imkanlarından yararlanarak haftada üç veya dört kez spor yapmaya gittim. Orda tanıştığım insanlarla arkadaş oldum. Kendimi iyi hissetmediğim zamanlarda koşuya veya yüzmeye gitmek, günümün önemli bir bölümünü oluşturuyordu. Hedeflediğim antrenmanı tamamlamak gururumu okşuyordu.

Cesaret

Problemlerimle yüzleşecek cesaretim vardı. İçimde, sahip olduğumu bile bilmediğim veya istemediğim birçok düşünceyle, duyguyla ve hisle uzlaştım. Görünüşte ise kendimi “iyi” hissetmesem bile, genellikle randevularıma gittim ve faaliyetler düzenledim. İstediğimi yapmam konusunda kendimi cesaretlendirmek zorundaydım birçok insan ne yaptığımı anlamadığında veya onaylamadığında (düzenli bir işte çalışmadığım için), iyileşmeli ve yazmalıydım. Birkaç terapist, hastalığımın getirdiği sıkıntılara nasıl dayandığıma hayranlık duydular. Bazıları, sıkıntılarını nasıl atlattıklarını veya başka hastaların nasıl atlattıklarını anlatarak problemlerimle başa çıkamam için bana cesaret verdiler. Terapinin genellikle zor bir iş olduğunu onların kabul ettiğini duyduğumda da memnun olmuştum.

Değişim

Hastalığıma, tüketici gruplarıyla olan bağlantılarıma, süreğen hastalığı olan genç yetişkinlerle ilgili olan işime ve genel olarak insanlar hakkında bildiklerime dayanarak değişim hakkında az yanılgıya sahibim. Değişim çabuk olmaz, kolay olmaz ve çoğu insan değişime karşı çıkar. Fakat değişim olur ve olduğunda da kabul etmek gerekir. Örneğin bir terapist bana, onu ilk görmeye başladığım bir sene öncesine göre daha iyi göründüğümü söyledi. Aynı terapiste bir keresinde, sesinde belirgin bir üzüntü duyduğumu söyledim. O da bana çok sonra, çocukken golf oynadığım günleri hatırladığımda sesimde bir üzüntü duyduğu yorumunda bulundu.

Hastalık yüzünden ortaya çıkan ve daha da büyüyen kararsızlık, belirsizlik ve umutsuzluk hislerinden dolayı, düzelmenin ne kadar yavaş ve düzensiz olabileceğini biliyorum. Fakat değişim, ne kadar küçük olursa olsun, alevi körükler kronik hasta bir insan için bulunmaz ve değerli bir şey. Örneğin, benim için, babamla yaptığım bir telefon görüşmesinde kendimi mesafeli ve sakin hissetmek, göstermiş olduğum gelişmenin açık bir işaretiydi.

Yas

Fark edemediğim hayallerim ve ailemin benden beklediği fakat gerçekleştiremediğim ümitleri için yas tutmak zorunda kaldım. Mesleklerinde ve aile hayatlarında beni geçen üniversite arkadaşlarımı gördüm. Kendi kazançlarımın kötü gün ve haftalarla ve hastaneye yatırmışlarımla silindiğini gördüm. İlginç bir şekilde, eski hayallerin geçişi yenileri tarafından izlendi.

Hastalığımı başarıyla idare ettiğimi hissediyorum. Hastalığımla uğraşırken iki şey önem kazanıyor. Öncelikle, kendi terapistim olabildiğimi ve sonra da kendi kendime yardım etmeyi öğrendiğimi bilmek bana yardımcı oldu. Ayrıca çevremi değerli bir kaynak olarak gördüm ve çevremle etkileşime girebilmemi sağlayacak yollar bulmak için yaratıcılığımı kullandım. Sanıyorum başkaları da kendileri için aynı şeyi yapabilirler.

Tedavi sonrası hizmetleri konusuna gelince, Sosyal Güvenlik Yetersizlik Sigortası dışında başka bir devlet ruh sağlığı sistemine bağımlı olmak zorunda kalmadığım için şanslıydım. Eğer bir an önce uygun bir işe girmiş ve yerinde sosyal faaliyetlerde bulunmuş olsaydım, sanıyorum bu noktaya daha önceden ulaşmış olurdum.

Çocukluğumdan beri ilk defa geleceğim hakkında iyimserim. Kendimi gazetecilik alanında veya toplum ruh sağlığı konusunda çalışırken görüyorum. Süreğen ruh hastalığı olan kişilerle yaptığım çalışmalarda, hastalığı ve durumu benimkinden farklı olmayan oldukça az hasta görüyorum. Umarım hikayemin onlar için bir anlamı vardır.

Richard WEINGARTEN

Connecticut Ruh Sağlığı Merkezi yöneticisi

 

 

Kaynak: How I’ve Managed Chronic Mental Illness, Schizophrenia Bulletin, 1989, 15 (4): 635-640, Çeviri: Banu SOYGÜR, Haldun SOYGÜR.

2017-06-25T21:31:53+00:00 17 Haziran 2017|0 Yorum

Yazar Hakkında:

Tıp eğitimini Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde yaptı. Psikiyatri doçenti ve farmakoloji bilim doktoru. Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Klinik Şefliği görevini üstlendi. Halen Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Anabilim Dalı'nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Özellikle şizofreni ve konsültasyon liyezon psikiyatrisi alanlarında çalışan Dr. Soygür, asistanlığından itibaren çeşitli bilimsel örgütlerin kuruluşlarında görev aldı. 2005-2009 arasında Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) Şizofreni ve Diğer Psikotik Bozukluklar Çalışma Birimi Koordinatörlüğü yaptı. Halen TPD Onur Kurulu üyesi ve Psikiyatri ve Damgalama Çalışma Birimi koordinatörüdür. 2007'de Şizofreni ve Diğer Psikotik Bozukluklar; 2010'da Şizofreni Tedavi Kılavuzu kitaplarının editörlüğünü arkadaşları ile birlikte üstlendi. 2011'de yayımlanan Temel Psikofarmakoloji kitabında editör yardımcılığı yaptı. Aynı yıl Uykusuz Çocuklar: Şizofreni Yazıları kitabı yayımlandı. Kış Bakışı adlı bir şiir kitabı var. Ülkemizde şizofreni hastaları, aileleri ve yakınları ile birlikte örgütlenme çalışmalarının içinde başından itibaren yer aldı. Kurucularından olduğu Şizofreni Dernekleri Federasyonu'nun Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlendi. Şizofreni hastalarının çalıştığı Mavi At Kafe'nin kurulmasını sağladı. Toplumda şizofreninin doğru tanınması, damgalama ve ayrımcılığa karşı mücadele ve şizofreni hastalarına mümkün olan en iyi tedavi ve rehabilitasyon olanaklarının sunulabilmesi çaba sarfediyor. Kuruculuğunu üstlendiği ve on yıl çalıştığı Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği'ndeki şeflik görevi sırasında, psiko-onkoloji disiplininin yerleşmesi ve onkoloji çalışanları için ruh sağlığı hizmeti sunulmasına öncülük etti. Sağlık Bakanlığı Kanser Danışma Kurulu Psikososyal Destek Birimi'nin başkanlığını yaptı.

Yorum Yap