Epidemiyoloji, toplumdaki hastalık, kaza ve sağlıkla ilgili durumların dağılımını, görülme sıklıklarını ve bunları etkileyen belirteçleri inceleyen bir tıp bilimi dalıdır.
Sağlığı geliştirmek ve hastalıkları azaltmak için sağlık bilgilerini toplamak, yorumlamak ve kullanmak bu bilim dalının amaçlarındandır.
Şizofrenik bozuklukların epidemiyolojisinin temel amacı, toplumun iyi tanımlanmış (belirlenmiş) alt grupları arasında şizofrenik bozuklukların dağılımlarını çalışmaktır. Yanıtlanmaya çalışılan temel sorular, belirli bir sürede toplumda şizofrenik bozukluğu olanların oranının (prevelans) ve belirli bir sürede şizofrenik bozukluğa yeni yakalananların oranının (insidans) ne olduğudur. Bu temel oranların yanısıra, yaşam boyu şizofrenik bozukluklara yakalanma riski ve şizofrenik bozukluklar için risk etkenleri de önemli çalışma alanları arasındadır.
Şizofrenik bozuklukların prevalans oranları genel olarak tutarlılık gösterir. Ancak bulunan bir yıllık en düşük ve en yüksek oranlar arasındaki fark büyüktür. En düşük prevalans oranı Gana’da (%0.06), en yüksek ise İsveç’te (% 1.7) bulunmuştur. Tüm çalışmalar göz önüne alındığında şizofrenik bozukluklar için bir yıllık prevalans oranı % 0.5 olarak kabul edilir.
Bu fark çalışmalar arasındaki kültürel ve yöntemsel değişkenlere bağlı olabilir. Böök ve arkadaşlarının (1978) bulduğu en yüksek prevalans oranı olan % 1.7, özel çevresel etkenlerele ilişkili olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışma sert çevresel koşullara sahip olan, ülkenin diğer bölgelerinden soyutlanmış durumdaki Kuzey İsveç’te yapılmıştır. Böyle çevreler birçok şizofrenik hastanın yeğlediği soyutlanmış (izole) yaşam biçimine, çekilme davranışına elverişlidir.
Şizofrenik bozuklukların bir yıllık insidansı 10 ülkede gerçekleştirilen 17 çalışmada % 0.01 – 0.069 arasında ve ortalama % 0.035 olarak bulunmuştur.
Bir kişinin yaşam boyu şizofrenik bozukluklara yakalanma olasılığının ABD’de % 11.5 arasında ve ortalama % 1.3 olduğu belirtilmektedir. Çeşitli çalışmalarda bu oran % 0.32.7 arasında bulunmuş olup ortalama % 1 oranı kabul edilir. Yaşam boyu prevalans oranlarının beklenenden düşük olduğu belirtilerek bunun nedenleri arasında şizofrenik bozuklukların kronik olması, değişken başlangıç yaşının düzeltilmemesi, şizofreniklerin ölüm oranının toplumdan yaklaşık iki kat yüksek olması… gösterilmektedir.
Şizofrenik bozukluklarla ilgili risk etkenleri hem epidemiyolojik değişkenlerle, hem de etiyolojik etkenlerle ilgilidir. Bunlar arasında görece önem sırasına göre genetik etkenler, nörogelişimsel etkenler, nöropsikiyatrik ve nöropsikolojik etkenler, ailesel etkenler, stresli yaşam olayları, obstetrik komplikasyonlar, enfeksiyonlar, sosyoekonomik düzey (SED), toplumsal uyum, okul davranışları/yüksek risk çalışmaları, kişilik özellikleri, toplumsal etkenler ve gelişmişlik düzeyi.doğumdaki özellikler, yaş doğum mevsimi, oturulan yer, diğer olası risk etkenleri… sayılabilir.
Bu konuda etiyoloji başlığında ayrıntılı bilgi verilmiştir. Burada özetle şu söylenebilir: Birinci derece yakınları şizofrenik olan kişilerde şizofrenik bozukluklara yakalanma riski toplumdaki diğer kişilere göre daha yüksektir.
Nörogelişimsel etkenlerle ilgili çalışmalar şizofrenik hastaların beyin gelişmesindeki gecikmeyle, anne sütünün eksikliği ya da verilmemesiyle, motor gelişmeyle, lokomotor işlevlerle, lateralizasyonla… ilgilidir. Bu çalışmaların sonuçları nörogelişimsel bozuklukların şizofrenik bozukluklara yakalanmada ya da yatkınlık oluşturmada risk etkeni olabileceğini göstermiştir.
Temporal lob epilepsisi, Huntington Koresi gibi nörolojik hastalıkların şizofrenik bozukluklara yatkınlığı ve riski arttırdığı öne sürülmektedir.
Şizofrenik annebabaların çocuklarıyla yapılan çalışmaların sonuçları, 4-15 yaşları arasındakilerin nöropsikolojik incelemeleri, düşük zeka katsayısı gibi etkenler şizofrenik bozukluklara yakalanma riskini arttırmaktadır.
Ailesel etkenler arasında bozuk aile içi ilişkiler, anne-çocuk ilişkisinin niteliği, anne-babadan erken yaşta ayrılma, annenin ruh sağlığı ve kişilik özellikleri, aşırı duygu dışavurumu (high expressed emotion-EE)… sayılabilir. Bu etkenlerin şizofrenik bozukluklara yakalanma ya da relaps riskini arttırdığı kabul edilir.
EE eleştirel tutumları ve yorumları, hostiliteyi, duygusal karışıklığı ve iticiliği, aşırı koruyuculuğu ve kollayıcılığı gösterir.Bu özellikleriyle, aile bireylerinde yüksek duygu dışavurumu olması risk etkenleri arasında sayılır.
Stresli yaşam olayları arasında stresli aile ortamı, bir yakınının ölümü, iş kaybı, ekonomik güçlükler, göç, savaş, ev değiştirme… sayılabilir. Bunlarla şizofrenik bozukluklar arasında önemli bir birliktelik olduğu vurgulanır. Burada bireyin strese duyarlılığı/yatkınlığı ve stresle başetme gücü önemlidir. Bu olaylar daha çok ortaya çıkarıcı etkenler olarak kabul edilir.
Çeşitli çalışmalar obstetrik komplikasyonların (uzamış doğum eylemi, oksijen yetersizliği, prematüre doğum…) şizofrenik hastalarda sağlıklı bireylerden daha yüksek oranda bulunduğunu göstermiştir. Böyle kişilerde şizofrenik bozukluklar daha erken yaşta başlamaktadır.
Epidemiyolojik çalışmalar prenatal A2 influenza enfeksiyonu ile şizofrenik bozukluklar arasında bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Bu enfeksiyon hamileliğin 2. trimesterinde ise, risk daha çok artmaktadır. Merkezi sinir sisteminin viral enfeksiyonlarının perinatal ve Coxackie B5’in yenidoğan döneminde önemli olduğu belirtilmektedir.
Şizofrenik bozukluklar her SED’de görülebilmekle birlikte, düşük SED’deki bireylerde diğer düzeydekilerden daha yüksek oranda bulunduğu saptanmıştır. Bu bulgu, kayma ve toplumsal neden kuramlarıyla açıklanmaya çalışılır.
Kayma kuramına göre, şizofrenik hastalar ailelerinden daha düşük bir SED’e doğru kayar. Şizofrenik hastalar genellikle babalarından daha düşük toplumsal statüdedir ve bu durum genellikle bozukluk başladıktan sonra ortaya çıkar.
Bu kuram, şizofrenik bozukluklara neden olabilecek ve düşük SED’dekilerde bulunan toplumsal ve çevresel etkenlerin önemine dikkat çeker. Bu etkenler ekonomik yetersizlikler, daha çok stresörle karşılaşma, enfeksiyon riskiyle daha çok karşılaşma… olabilir ve bunların tümü şizofrenik bozukluklara yakalanma riskini artırır.
Şizofrenik hastaların geriye dönük çalışmalarında, bu hastaların çocukluk yıllarından başlayarak toplumsal uyumlarının bozuk, ilişkilerinin yetersiz, edilgen, agresif tutum ve davranışta oldukları bulunmuştur.
Bu çalışmalar şizofrenik hastaların geriye dönük anne-baba ve öğretmen değerlendirmelerini kapsar. Bu hastaların bebekliklerinde edilgen; çocukluklarında dikkat sürelerinin kısa; okul yıllarında yalnız, gergin, başarısız, dürtüsel, disiplin sorunlu oldukları belirtilmiştir.
Şizofrenik hastalarda özgül bir premorbid kişilik bozukluğundan sözedilmez. Ancak şizoid, şizotipal, paranoid ve borderline kişilik özelliklerine daha sık rastlanmıştır. Bu alandaki çalışmalar bazı kişilik özelliklerinin/bozukluklarının şizofrenik bozukluklar için risk etkeni olarak değerlendirilebileceğini düşündürür.
Genel olarak şizofrenik bozuklukların geleneksel toplumlarda gelişmiş toplumlara göre daha düşük oranda görüldüğü kabul edilir. Geleneksel toplumlarda destek sistemleri daha iyi çalışmaktadır.
Endüstrileşme ve kentleşme yeni stresler yaratmakta, nüfus yoğunluğunun artmasına, hızlı toplumsal değişmeye, dezorganizasyona… neden olmaktadır. Üçüncü dünya ülkelerinin gelişmiş teknolojiyle karşılaşması da risk etkeni olarak kabul edilir.
Göç bireysel de, ailesel de olsa, geçinenler arasında şizofrenik bozukluklar geldikleri topluma göre daha yüksek oranda bulunmuştur. Göç olgusu ekonomik stresi, aile parçalanmasını, ani kültürel değişiklikleri, gelecekle ilgili belirsizlikleri… kapsar.
Çalışmaları, şizofrenik hastaların doğumdaki bazı özelliklerinin risk etkeni olarak değerlendirilebileceğini ortaya koymuştur. Bu özellikler düşük doğum ağırlığı, doğumda baş çevresinin normalden küçük olmasıdır.
Yakın zamana dek şizofrenik bozukluklara yakalanma riskinin 1545 yaşları arasında olduğu kabul edilirdi. Günümüzde bu yaş aralığı daha esnek duruma getirilmiştir. 45 yaşından daha büyükler de bir şizofrenik bozukluğa yakalanabilmekle birlikte, risk daha düşüktür.
Bu alandaki çalışmalarda kuzey yarımkürede (en geniş aralıkta) Kasım-Nisan, güney yarım kürede Haziran-Eylül ayları arasında doğanlarda şizofrenik bozukluklara yakalanma oranı daha yüksek bulunmuştur. Bu durum daha soğuk aylarda doğan kişilerde virütik enfeksiyonların geç etkilerine, beslenme yetersizliğine ve bunların sonucunda beyin gelişmesinin gecikmesine bağlanır.
Bazı çalışmalarda kentte doğup büyümenin riski arttırdığı bulunmuştur.Şizofrenik bozuklukların yaygınlığı kentin yoksul kesimlerinde ve nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu bölgelerinde daha yüksek bulunmuştur. Yerleşim yerinin bir risk etkeni olmadığını öne sürenler de vardır.
Olası risk etkenleri anlatımı görece daha düşük önemdeki risk etkenlerini gösterir. Bunlar anormal göz hareketleri, doğum sırası, postpartum psikoz, otoimmün etkenlerdir. Bunlardan anormal göz hareketleri ve otoimmün etkenler için etiyoloji başlığına bakınız.
Şizofrenik bozuklukların ailenin birinci çocuğunda daha yüksek oranda görüldüğü belirtilmekle birlikte, doğum sırasının bir risk etkeni olarak değerlendirilmeme eğilimi vardır.
Postpartum psikozlu hastalar arasında şizofrenik bozukluk oranı daha yüksek bulunmuştur.
Bazı etkenler risk etkeni gibi düşünülmesine karşın, risk etkeni olmadıkları kabul edilir. Bunlar arasında cinsiyet, medeni durum, ırk, kültür sayılabilir.
Çalışma sonuçlarına göre şizofrenik bozukluklara yakalanma oranının cinsiyete göre değişmediği, cinsiyetin bir risk etkeni olmadığı kabul edilir.
Eskiden evliliğin kişiyi ruhsal bozukluklardan koruduğuna inanılırdı. Bazı çalışmalarda şizofrenik bozukluklara yakalanma riski bekarlarda, dul ve ayrı yaşayanlarda daha yüksek bulunmakla birlikte; genel olarak medeni durumun bir risk etkeni olmadığı kabul edilir.
Şizofrenik bozukluklar her ırkta görülür ve ırk bir risk etkeni olarak kabul edilmez.
Şizofrenik bozukluklar her kültürde görülür ve genel olarak kültür bir risk etkeni olarak kabul edilmez. Kültür daha çok klinik belirtilerin niteliği, klinik durumun şiddeti ve bozukluğun sonlanmasıyla ilgilidir.
Bu bölümdeki soru ve cevaplar Prof. Dr. Orhan Doğan’ın “Şizofrenik Bozukluklar El Kitabı (2001)” adlı yapıtından alınmıştır.