Çağımızda, tüm dünyada medyanın bireyler ve toplumların değer sistemleri ve yaşama bakışlarını etkilemede önemli bir güce sahip olduğu iyi bilinmektedir.
Kuşkusuz ki medya bu gücüyle toplumsal yaşamımızda pek çok olumlu işlev üstlenebilmektedir.
Bununla birlikte, giderek medya, kimi zaman egemen toplumsal sınıfların düşüncelerini dile getirmede ve dayatmada bir araç haline gelmiştir.
Bu bağlamda medya, bir yandan egemen güçlerin biçimlendirdiği toplumsal norm ve değerlerin yerleşmesine hizmet ederken, bir yandan da varlığını korumak ve güçlendirmek için pazarlama sektörünün tüm stratejilerini uygulamaktadır.
Pazar güçleri için önemli olan, çok okunmak, çok izlenmek dolayısıyla çok satmaktır. Haber, eğlence, reklâm açısından söz konusu olan şizofreni olduğunda, medya çok da “meraklısı” değildir.
Şizofreni hastalarının içinde yer aldığı olaylar, okur/izleyicinin içindeki kaygı, endişe ya da korkuyu tetikleyerek satış sağlamada “iyi” bir araç olabilmektedir.
Üstelik okuyucunun/izleyicinin korkusunu “sizi nasıl da anlıyoruz” duygusuyla bezeyerek “biz toplumun iyiliğinden yanayız “ mesajıyla, dışlama ve ayrımcılığın “zaruri olduğu” kanaatine de hizmet edebilmektedir.
Basında başta şizofreni olmak üzere ruh hastalıkları olumsuz şekilde tanıtılmaktadır.
Yöntemsel problemler olsa da, genel olarak haber ve magazin basınında şizofreninin anlatımları, olumsuz imaj ve kalıpları pekiştirmektedir.
Basındaki yazı ve görüntülerde şizofreni ve şiddet arasında kuvvetli bir ilişkinin olduğu algısına neden olunmaktadır.
Her şiddet davranışı ya da cinayetin ardında şizofreni bulunmaz.
Köşe yazarları, her türlü akıl ve mantık dışı durumun anlatılmasında, benzetme amacıyla şizofreni sözcüğünü kullanmakta, bu da şizofreniyle ilgili damgalama ve ayrımcılığın pekişmesine hizmet etmektedir.
Her akılsızca ya da sorumsuzca yapılan davranışın ardında şizofreni bulunmaz.
Toplumun ruh sağlığına yönelik tutumunun kaynaklarını inceleyen literatürde medyanın önemli etkisi olduğu gösterilmiştir.
Araştırmalar, başındaki ruh sağlığına dair olumsuz anlatımların insanların fikirlerini, tutum ya da tavırlarını doğrudan etkilediğini öne sürmektedir.
Basındaki olumsuz imajların gösterimini dengelemek için olumlu imajların gösterilmesinin ne derece etkili olduğu konusu henüz yeterli bilgimiz yoksa da, ibrenin bu yöne kaymasının en azından bir zararı olmayacağı açıktır.
Şizofreni ile ilgili damgalama ve ayrımcılığa karşı verdiğimiz mücadelede basın mensuplarının katkısının çok önemli olduğunu düşünüyoruz.
Bu alandaki haber, yazı, görüntü vb her türlü sunumda ruh sağlığı çalışanları ile kurulan işbirliği çok yararlı sonuçlar doğuracaktır.
Toplumun şizofreni hastalarından korkmaması, onlara sahip çıkması gerekmektedir.
Onlara destek olmak iyileşmede çok önemlidir.
Korku şizofreni konusunda bilgi sahibi olarak ve bilinçlenerek aşılabilir.