Çok sevdiğim ve yıllardan beri takdirle izlediğim Bilim ve Ütopya Dergisi’nin Temmuz 2002 tarihli sayısında yer alan “Şizofreniyi ilaçsız yenebiliriz” başlıklı yazı, ne yazık ki bilim adına üzüntü ile karşılanacak nitelikte bir yazıdır.
İlaç endüstrisini eleştiriyor gibi gözükse de, bu yazı doğrudan doğruya, bir tıp dalı olan psikiyatrinin tanı ve tedavi sorumluluğu altındaki şizofreni hastalığının tedavisini sorumsuzca, sansasyonel ve bilimsellikten uzak bir şekilde, hastaların tedavilerini yarıda bırakmalarına neden olabilecek biçimde ele almaktadır. Oysa şizofreni bu tarzda ele alınamayacak kadar ciddi sonuçları olabilen bir hastalıktır.
Şizofreniye bilimdışı bakış
Amacım, şizofreni tedavisine bilimdışı, tutarsız, hiçbir dayanağı olmayan eleştiriler getiren bu “gazete” yazısını çeviren ve notlar ekleyen bir Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi sosyal psikolog Sayın Üstün Öngel ile bu konuyu tartışmak değildir. Zira Sayın Öngel’in saygı duyduğum bu mesleki unvanı, ne yazık ki şizofreni tanısı koyma ve tedavisini gerçekleştirme yetki ve sorumluluğunu kapsamamaktadır, (Sayın Öngel’in derginin Haziran 2002 tarihli sayısında yer alan “Ritalin, kokain bağımlılığı yaratıyor” başlıklı yazısının da; yine kendisinin yetki ve sorumluluk alanı dışında yer alan, bir tıp dalı olan çocuk psikiyatrisinin çalışma alanına giren, dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğunun ilaçla tedavisi konusunu, tehlikeli biçimde ele aldığını belirtmem gerekir).
Tıbbın konusu olan hastalıkların tedavi şekillerinin kitle iletişim araçlarında tartışılmasını, diğer bilim dallarına göre daha farklı ele almak gerekir. Büyük sorumluluk gerektiren bu konulara ilişkin yazıların erişebildiği binlerce, milyonlarca hastane, hasta yakınının ilaçları kesmesi; telafisi zor, belki de imkansız olabilecek, kendine veya başkasına yönelik zarar verici eylemlere neden olabileceği gibi, hastalığın nüksü dolayısıyla yeniden hastaneye yatışıyla iş-güç kaybı, hastane masrafları vb. maddi olarak da ölçülebilen kayıplara yol açacaktır.
Şizofreni; tedavisi, uzmanlık dalı tıp olmayanlarla tartışılamayacak kadar önemli ve Akıl Oyunları filmi örneğinde olduğu gibi, Hollywood’a senaryo malzemesi olamayacak kadar ciddi bir beyin hastalığıdır.
Bunun tıbbi, vicdani ve hukuki sorumluluğu, kaldırılamayacak kadar ağır bir sorumluluktur.
Şizofreni ile ilgili, derginin sayfalarına sağmayacak kadar çok sayıda binlerce kitap, makale ve olgu sunumu; antipsikotik ilaçların psikiyatrist önerisi dışında kesilmesiyle ortaya çıkan nüks tablolarına ilişkindir. Antipsikotik denilen şizofreni ilaçlarının plaseboya (ilaç görünümünde etkisiz madde) üstünlüğü tartışılmayacak kesinliktedir.
Şizofrenide psikoterapötik süreç geliştirmek ve bu konuda işbirliği yapmak zordur, hastaların büyük çoğunluğu psikoterapiyi tamamlamadan bırakır. Psikoterapinin yararı konusundaki çalışmalar net değildir. Kısacası şizofrenide psikoterapinin yeri sınırlıdır, ilaçla tedavinin yanında ve destekleyici, rehberlik yapıcı ve açıklayıcı nitelikte olmalıdır. Psikanalizin kurucusu ve babası Freud da şizofrenide psikanaliz ile kesin bir etki sağlanamadığını belirtmekle yetinmiş, ilgi alanını nevrozlara yönlendirmiştir.
‘Beyin hastalığı değil’ aldatmacası!
Yazı, şizofreninin bir “beyin hastalığı olmadığı” şeklinde bilim dışı bir iddiayı da içermektedir. Evet, şizofreni bir beyin hastalığıdır.
Çünkü şizofrenideki hezeyanlar, halüsinasyonlar, karmakarışık konuşma, davranış bozuklukları, içe kapanma gibi tüm belirtiler üzerinde klasik ve atipik (yeni çıkan) antipsikotik ilaçlar ve elektroşok (EKT) tedavisinden daha etkili bir yöntem, bu satırların yazıldığı 2002 yılına kadar bulunmuş değildir. Bu tedavi yöntemlerinin etki ettiği organ da beyin olduğuna göre, şizofreni bir beyin hastalığıdır. Yine bu tedavi yöntemlerinin psikiyatristin yakın denetiminde uygulanmaları koşuluyla düzeltilemeyecek hiç bir ciddi yan etkileri de bulunmamaktadır.
Hastalık belirtileri, kronik bir beyin hastalığı olan şizofrenide sık sık tekrarlama eğilimi gösterdiğinden, antipsikotik ilaçların doz ayarlaması yapılarak yaşamın büyük bir bölümünde kullanılmaları zorunluluğu vardır. Bu zorunluluk sayısız araştırma ile de kanıtlanmıştır. Bu araştırmaların listesini yapmak bu tür bir derginin amaç ve kapsamını da aşacağı gibi; tıbbi bilgileri sınırlı olduğu halde okudukları Amerikan gazetelerindeki her yazının doğru olabileceğini zannedenler için ikna edici olmasa da mümkün olmayabilir. Ama bu da bilimsel gerçekleri değiştirmez.
Şizofreni tanısı eğer doğru ise, hastanın yaşamının büyük bir bölümünde bu ilaçları, psikiyatrist kontrolünde kullanması gerekir. Bunun böyle olduğunu tüm psikiyatristler, özellikle de ruh sağlığı ve hastalıkları hastanelerinde çalışan hekimler gayet iyi bilirler ve ilaç ile (gerekirse EKT) tedavi yöntemini de mutlaka kullanırlar.
İlaç endüstrisi ve psikiyatrist ilişkisi
“İlaç endüstrisi, psikiyatri mesleğini tam anlamıyla satın almış durumda”. Hiçbir bilimsel değeri olmadığı gibi, bilimsel etik anlayışı ile de bağdaşmayan bu cümle yazıda aynen böyle yer alıyor.
Amacı sadece psikiyatristlerin çıkar düşkünü bir mesleğin mensupları olduğu şeklinde bir iftirayı kanıtlamaya çalışmak ve hastalarla, hasta yakınlarına ilaç kullanmama yönünde bilimdışı telkinde bulunmak olan yazıda, ne yazık ki böyle yakışıksız bir iddia da yer alıyor.
Diğer branşlardaki hekimler gibi, psikiyatristlerin çok büyük bir çoğunluğu da ilaç firmalarının etkisinde hekimlik yapmaz. Klasik ve atipik antipsikotik ilaçların hangilerinin ne kadar etkili, hangilerinin ne kadar pahalı olduğunu bilir, ülkemiz ekonomisinin durumunu da göz önüne alır; ama eğer endikasyon varsa hastalığın gerektirdiği ilacı yazmakta da tereddüt etmez. Yani, eğer tıbbi gerekçelerle kullanma zorunluluğu yoksa ve diğer maliyeti düşük ilaçlarla tedavi de mümkün ise, ilaç firmalarının etkisinde kalarak pahalı ilaçlar reçete edilmez. Bu, hekimlerin çok büyük çoğunluğunca da böyle uygulanmaktadır.
Şizofrenlerin yaşam boyu tedavileri ve kontrollerinin mutlaka muayenehanelerde veya özel hastane ve polikliniklerde yapılması da gerekmez. Halen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastaneleri’nde (Bakırköy, Elazığ, Samsun ve Adana’da) ve Sağlık Bakanlığı’na bağlı devlet hastanelerinin çok büyük bölümünde yer alan psikiyatri polikliniklerinde muayene ücreti sadece 4 milyon TL’dir. Emekli sandığı, Bağ-Kur, SSK mensupları ve Yeşil Kart’lılar bu ücreti de ödemezler. Muayenehaneler ile hastane polikliniklerinde verilen tıbbi hizmet arasında nitelik farkı da yoktur.
“Dopamin safsatası” bir diğer başlık. Bu başlık ister istemez şunu düşündürüyor: Bu yazıyı sahiplenenlerin, sokaklardaki kılık kıyafeti özensiz, kirli, kendi kendine konuşan ama kimseye bir zararı dokunmayan, kendi halinde bir şizofrenikten başka hiçbir şizofren hasta görmediğinin bu başlıktan daha iyi bir kanıtı olamaz. Antipsikotik ilaçların beyinde postsinaptik dopamin reseptörlerini bloke ettikleri sayısız araştırma ile kanıtlanmıştır. Bu sayede, yoğun hezeyan ve varsanıları olan bu doğrultuda kendine ve çevresine zarar verme olasılığı bulunan, mutizm de (hiç konuşmayan) hiç yemek yemeyen, sıvı almayan katatonik hastalar bu ilaçlarla (veya EKT ile) kısa sürede ve önemli ölçüde düzeltilmektedir. Bu belirtileri gösteren hastalar için başarılı başka bir tedavi yöntemi de henüz bulunmamaktadır. Bu tablodaki bir hastanın ilaç yerine psikoterapi denilen konuşma yöntemi ile düzeltilebileceği iddiası ise asıl safsatadır. Zira bunun başarılı bir örneğini gören de yoktur, mümkün de değildir.
Diğer tüm tıp dallarının adı -loji, yani -bilim ekiyle sonlanır. Sadece psikiyatri, -yatri hekimlik” ekini alır. Hastasını sadece hastalığı ile değil; diğer sorunları, sosyal güvenceye kavuşturulması, özlük hakları, hukuki sorunları gibi yaşamının tüm alanlarıyla üstlenen bu özverili hekim grubuna tanınmış bir ayrıcalıktır bu. Psikiyatristler de bu ayrıcalığın söylediği bilinç düzeyi ile kendi aralarında özeleştirilerini sık sık yapan ve ilaç endüstrisinin gözü kapalı uygulayıcısı olmayan bir mesleğin temsilcileridir.
Bir ütopyaya sahip olmanın bilim adamları için de yararlı olduğuna inanırım. Ama hiçbir ütopya bilime aykırı olamaz.
Hiçbir şizofreni hastasının, hiçbir uyuşturucu bağımlısının, hiçbir bunama olgusunun, daha doğrusu hiçbir insanın sokaklarda yaşamadığı ve kendisine ya da bir başkasına zarar vermediği, ilacın ve hastane tedavisinin ücretsiz olduğu bir “sosyal devlet” de benim ütopyam. Üstelik gerçekleştirilmesi de mümkün. Ancak hiçbir ütopya, “şizofreniyi ilaçsız yenebiliriz” şeklindeki iddiada olduğu gibi bilime aykırı olmamalıdır.
İlaç endüstrisinin yanlış ve yanıltıcı pazarlama tekniklerini açığa çıkarmak elbette her aydının görevidir. Ancak bunu yaptığını zannederken, hasta ve hasta yakınlarının ilaçla tedaviyi bırakmalarına neden olacak ya da bu yönde tereddüt oluşturacak bir yazı yayımlamak hatası, herkesi yeniden düşünmeye sevk etmelidir.
Cem İLNEM
Kaynak: Şizofreni Yazıları Dergisi, Yaz: 2002, Yıl: 3, Sayı: 3, s. 6-8