Türk Psikoloji Öğrencileri Çalışma Grubu’nun yayınladığı PsiNossa dergisinin Haziran sayısı çıktı. Derginin bu ayki konusu “DAMGALAMA” olarak belirlendi.
“Stigmatizasyonun Tarihi ve İçselleştirilmesi” başlıklı yazı ile başlayan dergide Şizofreni Dernekleri Federasyonu Başkanı Doç. Dr. Haldun Soygür’le yapılan röportaj da yer alıyor.

Röportaj sizde Mavi At Kafe’ye bir uğrasak mı duygusu uyandırırsa kapımız ve kalbimiz herkese açık…

1.Şizofreni nedir? Neden şizofreni alanında çalışmayı tercih ettiniz?

Şizofreni, düşünce, algılama, duygu ve davranışta bir dizi bozukluğa yol açan; belirti, bulgu, gidiş, sonlanım ve tedavi bakımından çeşitlilikler gösteren, hastalar ve yakınları için ağır yükler oluşturan bir ruhsal hastalıktır.  Şizofreni, bireysel ve toplumsal maliyeti yüksek bir hastalık olması nedeniyle, tüm dünyada bir halk sağlığı sorunu olarak kabul edilmektedir. Herhangi birimizin bu hastalığa yakalanma oranı yaklaşık olarak %1’dir. Günümüzde klinik olarak şizofreniye benzeyen hastalıklar, Şizofreni Spektrum Bozuklukları kapsamında tanımlanmaktadır. Bu kapsam içinde yer alan Şizoid Kişilik Bozukluğu, Şizotipal Kişilik Bozukluğu (%1- 4), Şizoaffektif Bozukluk ve Sanrılı Bozukluğu da katarak bir yaşam boyu yaygınlık oranı verirsek, oran %5’e ulaşmaktadır. Şizofreni hala insan ruhunun en karmaşık ve en gizemli hastalığı olma özelliğini sürdürmektedir. Günümüze dek gerçekleştirilen onca çalışma ve ilerlemeye karşın, şizofreni alanında çalışmak bir tür keşif gezisi yapmak gibidir. Hiçbir kuralı izlemeyen sadece kendi kurallarını izleyen bir hastalıkla ilgilenmek, bir hekim ve bir ruh sağlığı çalışanı için çok çekici geliyor bana. Tüm kuramsal tartışmaların ötesinde,  şizofreni hastaları ve yakınları çok ciddi beklentiler içindedir. Herhangi bir şizofreni hastasının gereksinimlerinin karşılanması ve toplumda hak ettiği yeri alabilmesi için atılacak her adım değerlidir. Bir bilim ve sanat olarak psikiyatriye düşen, tanı ölçütlerinin dar sınırları içinde sıkışıp kalmak değil, hasta ve ailesine insan insana bir ilişki içinde ulaşmak ve mevcut tüm tedavi ve iyileştirim olanaklarını sağlamaktır. Geçmişteki ustaların söylediği gibi, şizofreni ile uğraşmak sevgi, bilgi, sabır ve emek gerektiriyor. Fakat tek bir şizofreni hastası için sağladığımız en küçük bir katkı bile bu emeğe değer diye düşünüyorum.

2.Uykusuz Çocuklar: Şizofreni Yazıları kitabınızda yer verdiğiniz, bir yazar arkadaşınızın ‘’Şizofrenisi olan birisi, ıssız bir adada sadece bir insandır.’’ sözüyle ne demek istediğinizi biraz daha açar mısınız?

Burada şizofreninin toplumsal boyutu vurgulanıyor. Tek başına bir insan için anlamlılığı ya da anlamsızlığı değerlendirilmeyecek olan bir durumun, toplumsal bir ortamın varlığında nasıl ciddi bir sorun haline gelebileceğine gönderme yapılıyor.

Öte yandan unutmamamız gereken şu ki, Edip Cansever’in sözleriyle söyleyeyim, “İnsanın insandan başka dayanağı yok. Yalnızlık bile, başkalarının varlığıyla anlam kazanıyor”.

3.Şizofreninin belirtileri nelerdir, kısaca açıklar mısınız?

Şizofreni tanısı klinik belirtiler ve hastalık süreci ile konulur. Şizofrenideki belirtileri beş ana küme altında toplayabiliriz.

Pozitif belirtiler

1- Sanrılar: Gerçek bir temeli olmayan, mantık dışı, alışılmamış, garip inanç ve düşüncelerdir. Sanrıların çok ağır olması durumunda hastanın yaşamı önemli derecede etkilenir, bu durum hasta ve yakınlarının esenliğini ve güvenliğini etkileyecek sorumsuz ve uygunsuz davranışlara neden olabilir. Sanrılar konularına göre aşağıdaki gibi gruplanabilir.

Büyüklük sanrıları; Peygamberdir, başbakanlığa adaydır, sonsuz bir gücü vardır, büyük bir buluş yapmıştır vb.

Anma sanrıları: “Benim hakkımda konuşuyorlar.” , “Radyo ve televizyonda bana laf atıyorlar.” , “Evime gizli araçlar yerleştirmişler, beni gözlüyorlar.” vb.

Şüphecilik ve kötülük görme sanrıları: Kişi gerçeğe dayanmayan bir biçimde başkalarının kendisine zarar vermeye çalıştığına inanır, savunucu, güvensiz ve kuşkucu bir tutum içine girer.

Etkilenme sanrıları: “Düşünce yolu ile gizli güçlerle başkalarının davranışlarını yönetiyorum.”

Düşünce sokulması: “Kafama düşüncelerini sokuyorlar.”, “Davranışlarımı yönetiyorlar.”, “Ben düşüncelerimi başkalarının kafasına aktarıyorum.” gibi.

Düşünce okunması: “Düşüncelerimi olduğu gibi okuyorlar.” veya “Den düşünceleri okuyorum.”

Düşünce yayılması: Düşüncelerin çevreye, bütün dünyaya yayınlanması

Erotamanik sanrılar: “Herkes kendisine aşıktır.”

Küçüklük sanrıları: “Ben bir işe yaramam, değersizim, tedavi edilmeye değmem.” gibi.

Nihilistik sanrılar: “Ben yokum, ben ölmüşüm, kalbim, midem, bağırsaklarım çürümüş, erimiş yok olmuşlar.” gibi.

Somatik sanrılar: “Bende kanser, AIDS var.”

Depersonalizasyon sanrıları: Bedenin ve çevrenin acayip biçimlerde değişmesine ilişkin sanrılardır. Bunlar beden görünümüne ilişkin sanrılardır. “Ben hem erkek, hem kadınım”, “Ellerim ayaklarım büyüyor, değişiyorum.”

Derealizasyon sanrıları: “Çevre başkalaşmış, burası benim kasabam değil, çevremdekiler değişmişler, annem babam değişmişler, onları tanımıyorum.”

2- Varsanılar: Bireyin ortada bir dış uyaran yokken beş duyu ile ilgili uyaranlarını algıladığını ifade Genellikle işitme, görme, dokunma, tat ve koku varsanıları olabilmektedir. Şizofrenide daha çok işitme varsanıları olur. Varsanılar ağır ya da çok ağır olduğu durumlarda hastanın günlük yaşamını etkisi altına alabilir. Varsanılara sanrılı yorumlar eşlik edebilir ve kişi bu sanrı ve varsanıların etkisi altında kendisi ya da çevresindekilerinin güvenliğini tehlikeye atabilir. Kimi kez uyaranların yanlış algılanması ve yorumlanması olarak tanımlanan yanılsamalar ortaya çıkabilir.

3- Düşüncede ve davranışlarda dağınıklık: Bireyin düşünce süreci hedefe yönelik işlememekte, dağılmakta ve bu nedenle düşünce sürecinde çevresel düşünce,  teğetsel düşünce çağrışımlarda kopukluk, düşüncelerini bir sonuca bağlayamama, düşüncelerde anlamsızlık veya düşünce blokları ortaya çıkabilmektedir. Hastanın hareket ve davranışlarında aşırı bir hızlanma, çevresel uyaranlara karşı tepkisinde artma, duygu durumunda hızlı değişmeler olabilir.

Taşkınlığın çok ağır olması halinde bireyin yemesi ve uyuması ciddi biçimde etkilenir. Kişiler arası ilişki olanağı ortadan kalkar. Hasta bir yandan anlaşılmaz bir tutum sergilerken, bir yandan da çok bitkin düşebilir.

Negatif Belirtiler

1-Duygulanımda küntleşme:  Bireyin duygusal yanıtında yüz ifadesinde ve duygularının düzenlenmesindeki azalmayla birlikte iletişim kurma amacıyla kullandığı el kol hareketlerindeki azalmayla kendini gösteren bir bulgudur. Çok ağır olması durumunda bireyin yüz ifadesinde ve iletişim kurmada kullandığı el kol hareketlerinde hiçbir değişim olmaz. Hasta sürekli boş ya da heykelleşmiş gibi bir ifade içinde olabilir.

2- Anhedoni: Bireyin haz alma, zevk alma yetisini yitirmesi ve bu tür etkinliklerden uzaklaşmasıdır.

3- Toplumdan uzaklaşma: İlişki kurmada güçlük ortaya çıkar; hastanın kişiler arası ilişkilerinde kendisini başkalarının yerine koyamaması, görüştüğü kişiyle yakınlık kuramaması ya da bu kişiye karşı ilgisiz kalmasıdır. Bu bulgunun çok ağır olduğu durumlarda, hasta yanındaki kişiye karşı tamamen ilgisiz kalabilir, tamamen kayıtsız olabilir, sözel ve sözel olmayan iletişim kurmaktan kaçınabilir.

4- Avolüsyon: Bireyin bir işi başlama, sürdürme ve sonlandırma yetisinin ortadan kalkmasıdır. Birey iradesini gösteremediği, enerjisinde azalma olduğu bir edilginlik ve kayıtsızlık içinde olduğu için toplumsal etkileşimlere yönelik ilgi ve girişimleri azalmıştır. Böylece kişiler arası ilişkileri ve günlük aktiviteleri azalır.

5- Aloji: Konuşmanın kendiliğinden ve akıcı olmasının kaybı; bireyin konuşma sürecinde akıcılığı ve üretkenliğinde azalma ortaya çıkar.

Bilişsel bozukluğa ilişkin belirtiler

Şizofreni esas olarak bireyin ana zeka fakültelerindeki bir bozuklukla karakterize edilmeyen bir hastalık olmakla birlikte, hastalığın gidişi sırasında dikkat, bellek, öğrenme gibi bilişsel işlevlerde kimi bozukluklar ortaya çıkabilir. Bunlar arasında dikkati odaklama ve sürdürmede bozulma, akıl yürütmede, sorun çözme becerisinde ve öğrenmede güçlükler ve karışık işlemleri adlandırmada yetersizlikler yer alır. Dikkat, dil, bellek, ve işlem hızı kritik derecede önemlidir ve kötü sosyal ve mesleki sonuçların bir çoğundan sorumludur.

Agresif ve hostil belirtiler

Şizofrenide, özellikle hastalığın alevlenme döneminde, bireyin kendine ya da başkalarına zarar verme riskini ortaya çıkartan dürtü denetiminde bir sorun gelişebilir. Hasta bu dönemde cinsel taşkınlığı da içeren çeşitli davranışlarda bulunabilir.

Depresyon ve anksiyete belirtileri

Şizofreninin gerek başlangıcında gerek gidişinde hastanın kaygılı olma hali, sinirlilik, endişe, huzursuzluk gibi belirtilerle kendini gösteren anksiyete ve üzüntü, kendine güvende azalma, çaresizlik duygusu, karamsarlık, umutsuzluk ve suçluluk duyguları gibi belirtilerle kendini gösteren depresyon ortaya çıkabilir.

4.Şizofrenisi olan bireye karşı nasıl yaklaşılmalıdır?

İlk ve öncelikli amacınız, kişiyle güvenilir, sürekli ve tutarlı bir ilişkiyi başlatabilmektir.  Böyle bir çaba, hastayla ilgili bilgi toplamak ya da belirtileri araştırmaktan daha fazla önem taşır. Bir ilişki oluşturmak hastanız için zaman ayırmanızı ve onu dinlemenizi gerektirir. Günlük pratikte, tüm hastalarımızla ilgili genel bir zaman sıkıntısı çekerken, şizofreni hastasına nasıl olup da zaman ayıracağınıza ilişkin bir kaygı yaşamanız anlaşılır ve doğaldır. Ancak görüşmeye zaman telaşına kapılmadan sakin bir şekilde başlamayı başarabilirseniz, hedeflerinize çok daha çabuk ulaşabilirsiniz. Hastanız da sizin zaman ihtiyacınıza saygı gösterecektir. Görüşme sözcüğünü olabildiğince geniş kapsamlı algılayın ve örneğin hastanıza çay ikram etmeyi yadırgamayın.

Başlangıçta hastanın sanrılarını, varsanılarını tartışmak, hem sizin hem hastanız için yorucu ve ilişkiyi engelleyici olacaktır. Sanrılar ve varsanıları ele almanın en iyi yolu, onları saygılı bir biçimde dinlemek ve hiç bir zaman hafife almamaktır.

Kendinizi hastanızın yerine koyarak, bu belirtilerin onu tedirgin edebileceğini, üzebileceğini ya da rahatsız edebileceğini anlamaya çalışın. Şizofreniye yıllarını vermiş bir hekim olan E.Fuller Torrey’in şu sözlerini daima aklınızda tutun: “Bu hastalığa yakalanmış olmak başlı başına kötü bir şeydir. Bu hastalığa hiç yakalanmamış olanlarımız kendimize sormalıyız, eğer beynimiz bize oyun oynamaya başlasaydı, eğer başkalarının işitmediği sesler bize bağırsaydı, eğer duyguları hissedebilme ve mantıklı düşünme yetimizi  kaybetseydik neler yaşardık?

Böyle bir durum herkes için kesinlikle taşınması ağır bir yük olurdu. Üstelik en yakınımızda bulunanlar, bizden uzaklaşıp, bizi gözardı etmeye başlasalardı, söylediklerimizi işitmeseler, yaptıklarımıza önem vermeseler neler hissederdik? En çok sevdiğimiz insanlar her gün yaptığımız davranışlardan utanç duysalardı neler hissederdik?”

Hastanızın fikirleri ya da fantazileri size ne kadar anlamsız gelirse gelsin, onunla iddialaşmayın ve onu ikna etmeye kalkışmayın. İkna çabanız işe yaramaz hatta hastanın yaşamındaki “olumsuz” kişilerden birisi de siz olabilirsiniz. Hastanızın söylemek istediklerini saygıyla ve ona geri yansıtarak dinleyin. Eğer hasta sessiz kalmayı tercih ediyorsa, bunu kabul edin ve hastayı konuşmaya zorlamayın. Eğer hasta ajite, kaygılı ya da endişeli ise, “Ne kadar öfkeli (duruma göre tedirgin,endişeli, kaygılı) olduğunu kesinlikle anlıyorum. Eğer ben de benzer bir durumda olsaydım aynı şeyleri hissederdim.” deyin. Kızmak, bağırmak, müstehzi bir şekilde gülmek, alay etmek gibi davranışlarla ilişki şansınızı yok edeceğinizi unutmayın. Herhangi bir konuda kendi görüşünüzü bildirirken saygıyla izin isteyin. Bu tutum, hastanıza güç vermenizi ve kontrolün onun elinde olduğu hissini edinmesini sağlar ve kendisini küçük düşürülmüş hissetmez.

Hastanın kendine olan saygısını arttıracak her etkinliği destekleyin. Başarılı olduğu en küçük bir konuyu bile atlamadan onu yüreklendirme, övme fırsatını kaçırmayın. Hasta ne kadar hostil, saygısız, kayıtsız, haşin davranırsa davransın hiç bir zaman cezalandırmayın ya da reddetmeyin. Ona bir çocuk gibi davranmayın. Hastanın benlik gücünü arttırmak ve benlik sınırlarını güçlendirmek (hastaya ait olanla diğer kişilere ait olanın ayırt edilmesi) için çaba sarfedin. Hastanın stres eşiğini yükseltmek için uğraş verin. Destekleyici bir ortam oluşturun. Sunduğunuz terapötik ortam bir tür “sığınak” olsun. Uzlaşmayı ve ortaklık kurmayı hedefleyin. Yapamayacağınız sözleri vermeyin. Bazı zor sorular karşısında zaman kazanmak için yanıtı erteleyin.

İçten ve açık olun. Gerektiğinde özür dileyin. Hastanın ihtiyaçlarını belirliyerek, birlikte yardım alma/verme konusunda nedenler bulmaya çalışın. Onun hayatında önem verdiği şeyler üzerine oturan motive edici etkenlere odaklanın. Hasta hastalığını kabul ediyorsa onun “hasta olma ihtiyacına” saygı duymayı; hasta olduğunu kabul etmiyorsa (içgörü yok) onun gerçekleriyle savaşmamayı ilke edinin.

Uzlaşmayı ve ortaklık kurmayı sağlamak için gayret sarfedin.  Hastalığın kabul eden ve işbirliği yapan bir hastanız varsa onu hastalık ve tedavisi hakkında eğitin (Hastalığın alevlenmesindeki öncü belirtilerin tanınması, düzenli ilaç kullanımının alevlenmeleri önlemedeki rolü, ilaç yan etkileri vb).

Röportajın devamı ve Derginin tamamını okumak için tıklayın.