Toplum şizofreniye ilişkin yalan yanlış fikirler ve olumsuz önyargılarla dolu…

Birçok insan şizofreninin tedavisi olmayan bir hastalık olduğuna inanır, oysa şizofreni tedavi edilebilir bir hastalıktır.

Birçok insan şizofreni hastalarının asla iyileşmeyeceğine inanır, oysa şizofreni hastaları iyileşebilir.

Birçok insan şizofreni hastalarının cinayet işleyen, saldırgan, zarar verici insanlar olduğuna inanır. Oysa onlar nahif, kırılgan kişilerdir.

Hastalığın en şiddetli olduğu dönemde böyle bir olasılık olsa bile, bunun oranı yüzde 10’dur ve bu oran tedavi ile daha da azalır. (Planlanarak gerçekleştirilen cinayetlerin tamamına yakınının “akıllılar” tarafından işlendiğini ve herhangi birimizin bir şizofreni hastası tarafından öldürülme olasılığının on dört milyonda bir olduğunu biliyor muydunuz?)

Birçok insan şizofreni hastalarının iş yapamayacağına, hiçbir zaman çalışamayacağına, şizofreni hastalarının tembel ve güvenilmez kişiler olduğuna inanır; oysa olanak yaratılırsa yeteneği ölçüsünde her biri üretken olabilir.

Birçok insan şizofreni hastalarının her zaman saçmalayarak konuşan ve ne dediği anlaşılmaz kişiler olduğuna, ne zaman ne yapacakları belli olmayan kişiler olduğuna inanır, oysa bu durum sadece hastalığın aktif olduğu belirli dönemlerde görülür, bunun dışında ise bir şizofreni hastasından öğreneceğimiz pek çok şey vardır.

Şizofreninin başarılı tedavisinin ve hastanın yeniden topluma kazandırılmasının önündeki en önemli engellerden birisi olumsuz önyargılar ve damgalamadır.

Aslında burada bir kısırdöngü söz konusu olmaktadır.

Damgalama, tedavi olanaklarından yeterince yararlanmayı olumsuz etkilerken, yetersiz tedavi ve hastalığın gidişinin kötü olması da damgalamayı körüklemektedir.

Toplum içinde herhangi bir nedenle damgalanmak ve olumsuz önyargılara maruz kalmak, stres dolu bir yaşam deneyimi anlamına gelir.

Damgalanmış insanlar, önemsiz ve değersiz bir toplumsal kimliğe bürünürler.

Bu değersizlik durumu ve bunu izleyen sonuçlar, damgalanmış insanları şiddetli ve süreğen diğer stres etkenlerinin baskısı altında bırakır.

Damgalanan kişi önyargı veya ayrımcılığın hedefi durumundadır.

Damgalanmış bir grubun üyelerinin alay edilme, dışlanma, ayrımcılık ve şiddete maruz kalma gibi durumları damgalanmamış insanlara göre daha fazla yaşadıkları konusunda somut kanıtlar vardır.

Bu nedenle, damga, kişinin benliğine yöneltilen tehditlerin yoğunluğunu ve sıklığını artırmaktadır.

Damganın ikinci ana özelliği, kişinin toplumsal kimliğindeki değersizliğin farkında olmasıdır. Damgalanmış bireyler, diğer insanların kendilerine değer vermediklerinin, saygı göstermediklerinin, onlar tarafından beğenilmediklerinin farkındadır.

Böyle bir durum, damgalanmış bireyin benlik saygısına ciddi bir tehdittir.

Damgalanmanın başka bir anahtar özelliği, diğer insanların bir bireyin toplumsal kimliği hakkında olumsuz ve kalıplaşmış fikirler yürütmesidir.

Damgalanmış insanlar, onlara inanmıyor olsalar bile, bu kalıplaşmış görüşler tarafından sıklıkla tehdit edilmektedirler.

Bir bireyin, önyargılı bir tutumla muamele görüp görmediği konusunda yaşadığı belirsizlik damgalanmanın önemli bir özelliğidir.

Damgalanmamış insanlar, damgalanmış insanlara karşı besledikleri, gerçek duygularını genellikle gizlemeye çalışırlar.

Bunun sonucu olarak, damgalanmamış bireylerin damgalanmış bireylere karşı gösterdiği davranışlar, onların gerçek tutumlarının doğru bir göstergesi değildir.

Damgalanmış insanlar için yaratılan bu belirsizlik, bir stres kaynağıdır.

Damga, strese dolaylı bir biçimde de neden olabilir.

Damgalanmış insanlara karşı gösterilen ayrımcılık, onların hastane, barınma, eğitim ve iş edinme gibi olanaklara ulaşmasında zorluklara yol açar.

Damgalanmış insanların yaşamlarında, daha zengin ve statüsü daha yüksek olan insanların yaşamlarına göre daha fazla günlük sıkıntılara ve süreğen gerginliklere uğrayabilir.

Damgalanmış insanların toplum tarafından reddedilmesi, yalnızlığa ve toplumsal desteğin azalmasına yol açabilir.

Uzun yıllardır toplumda var olan şizofreniye ilişkin damgalama eğilimini, dışlayıcı ve ayrımcı tutumları ortadan kaldırmak için çabalıyoruz.

Ne zaman biraz olumlu düşünceler ve tutumlar öne çıksa seviniyoruz, mutlu oluyoruz.

Ne yazık ki bunlar uzun süreli olmuyor.

Kısa bir süre sonra, yeniden “şizofreni damgası”na çarpıyor ve sendeliyoruz.

Sanki jilet gibi bir sözcük şizofreni…

Duyanı ürpertiyor…

Handiyse kanatıyor, uzaklaştırıyor…

Hastalığın kendisi değil ama onu imleyen sözcük kesiyor can yakıyor.

Sözcüğü mü değiştirmeli?

Hayır, çünkü bu kez de o sözcük damga haline gelecek.

Öyleyse sorun sözcükte değil, kuşaktan kuşağa aktarılarak olumsuz ve korkutucu imgeler çağrıştıran, yalan yanlış öğrenilmiş içeriğinde.

Öte yandan toplumun bu olumsuz tutumu şizofreni hastasını da kanatıyor, yaralıyor.

İki ucu keskin jilet yani!

Çocukluğumuzda eski, güzel, tarihi değeri olan gemileri hurdaya çıkarırlar, yok ederlerdi.

Bunun ortalıktaki söylemi de “gemileri jilet yapmak”tı.

Şimdi “jiletten gemi yapma” zamanı.

Kapuz kabuğundan değil, jiletten gemi yapmak!

Zorlu, yorucu, uzun bir iş…

Jilet gibi bir sözcük olan şizofreni sözcüğünü algılayışımızı değiştirdiğimizde, mesela bir “gemi” gibi algıladığımız gün, gemiler özgürce kalkacak limanlardan…

Şizofreniye ilişkin damgalama eğilimini, dışlayıcı ve ayrımcı tutumları ortadan kaldırmak için verdiğimiz mücadelede en değerli araçlarımızdan birisi sanat.

Damgalanmaya karşı sanat…

Damgalanmaya karşı yazın…

Damgalanmaya karşı öykü…

Hepimize kolay gelsin.

 

Doç. Dr. Haldun Soygür

Şizofreni Dernekleri Federasyonu Başkanı